Sektör hakkında çok iyi bir eleşitiri yazısı ama aynı oranda iyi bir kitap mı tartışılır.
Daha önce yazarın Babil kitabını çok beğenerek okumuştum. Haşhaş savaşını ise kesinlikle okumayı düşünüyorum ama Sarı Yüz’den istediğim etkiyi alamadım. Amerikan kitap sektörü hakkında çok iyi bir eleştiir yazısı olmuş. Kitapların nasıl seçildiği, okurlara nasıl sunulduğu, nasıl çok satanlara girdiği, yazarların nasıl muamele gördüğü kaleme alınmış. Hatta kitabın bir yerinde kitabın ne kadar okunup ne kadar satacağı yazarın ne kadar çalışıp ugraştığıyla ilgili değil de yayınevlerinin isteğine göre şekillendiğinden de bahsdiyor. Kitapların başarısı tamamen satış ve pazarlama stratejileriyle ilgili. Hatta Sarı Yüz de sektörü ciddi şekilde eleştirse de çok satacağı için yayına rahatlıkla sürülmüş bir kitap ki tam olarak da böyle olduğunu düşünüyorum.
Kitap çinli amerikalı yazar Athena Liu’nun ölümünden sonra arkadaşı June Hayward’ın onun yazdığı kitabı çalmasıyla ilgili. Çalınan kitap sömürülen çinlilerle ilgili. Irçılık üzerine bir kitap ama kitabın çok satması da aynı ırkçılık konusunun bir getirisi. Hatta daha asyalı görünmesi için yazarın ismi Juniper Song olarak değiştiriliyor. Etnik bir gruba hitap eden ama aynı etnik gruptan olmadığı için onlara yakınlaşmaya, yani onlardan biri gibi görünmeye çalıştırılıyor. Bu yapılanların hepsi pazarlama politikası. Twitter linçleri bile kitap konuşulsun ve satmasına yardımcı olsun da kimin ne dediği önemli değil denilerek umursanmıyor. Reklamın iyisi kötüsü olmaz hesabı yazarın psikolojik olarak ne hissedeceği bile umursanmıyor. İşte kapitalizm tam olarak böyle işliyor. Hatta en son sayfalarsa June her şeyi kaybetmiş olsa da içinde bulunduğu durumdan çıkar sağlama düşüncesinde. Şöyle bir şey yazayım, şu kadar satar, böyle konuşulur,
Yazmak gerçek sihre en yakın şey. Yazmak hiçlikten bir şey yaratmak, başka dünyalara kapılar açmak demek. Yazmak gerçek dünya canınızı acıttığında kendi dünyanızı şekillendirme gücü verir insana.
Bana kalırsa benim bu trajedi üzerine yazmamdan duyulan rahatsızlık, bu trajedinin yaşandığını kabullenmekten duyduğumuz daha büyük bir rahatsızlığa işaret ediyor aslında. Bu da maalesef ki savaş romanı yazan herkesin kaderi. Ama bunun beni anlatılmayan hikayeleri anlatmaktan alıkoymasına izin vermeyeceğim. Çünkü biri anlatmak zorunda.