Bir kez sözcüklere döküldüğünde klişe görünüyor, ama o zamanlar bunu sözcükler değil, içimde bir düğüm olarak hissediyordum. Ölüm, kâğıt ağırlığının içinde de vardı, bilardo masasının üstünde sıralanmış kırmızı-beyaz dört topun içinde de. Ve hayatımız boyunca onu ince bir toz gibi ciğerlerimi-ze çekip duruyorduk.
Biraz bırak kendini, gerisi gelecek.' Bunu bana söylemendeki amaç ne? Eğer şu anda kendimi bırakacak olursam, paramparça olurum. Ben hep böyle yaşadım ve başka türlüsünü bilmiyorum. Eğer kendimi koyuverirsem, bir daha eskisi gibi olamam. Un ufak olurum ve sonunda da buharlaşırım. Niçin anlamıyorsun ki? Ve bunu anlayamadıktan sonra, hep benimle ilgileneceğini nasıl söyleyebiliyorsun?"
Hatta, öylesine net ki, bir el hareketiyle çiziverebilirdim. Ama bu manzaranın ortasında hiçbir insan yok. Hiç kimse. Naoko da ben de orada değiliz. Nereye kaybolmuş olabiliriz acaba? Nasıl olabilir bu? Naoko, ben ve bizim olan dünya, o sırada benim gözüme çok önemli gözüken her şey nerede şimdi? Doğru, artık onun yüzünü bile anımsayamaz oldum. Önümde bir tanrıkulunun bile olmadığı boş bir manzara var sadece.