Jewel E. Ann

Jewel E. Ann

Yazar
7.5/10
16 Kişi
·
18
Okunma
·
1
Beğeni
·
101
Gösterim
Forever doesn't exist. It's just what people tell themselves to make the now a little more bearable.
Every life matters, but never one more than another. Sometimes silence holds more meaning than words. And love … it’s infinitely impossible to define, but unequivocally, without any doubt, the reason we are here.
There's not enough skin on my body to let my emotions bleed through for the world to see.
"...No one is guaranteed their next breath, not even if they have all the money in the world."
“Do you think he’s a good choice for you?”
“I love him.”
“You loved Daniel.”
“Not like this.”
“And what is this?”
“It’s mad love. The kind that makes no sense. The kind that is bigger than anything I’ve ever experienced. The kind that ensnares your soul and never lets go.”
“Sounds dangerous.”
I nod slowly. “It’s … necessary.”
283 syf.
·10/10
Bu kitabın ne kadar harika olduğunu, kurgusunun ne kadar sağlam olduğunu, sahnelerin her birinin ayrı ayrı efsane olduğunu anlatarak başlarsam işin içinden çıkamam. O yüzden çoook kısa bir şekilde bitirmeye çalışacağım.

Jake ve Avery'nin kamp yaparken başlarından geçenler, Avery'nin bu sade hayata hiç alışık olmayışı, Swarley, Anthony'nin aldatıp zeytinyağı gibi üstü çıkması, Jake'in Avery'ye dayanamaması... diye gidersem yine bütün sahneleri yazmaya başlarım ben slkjf o yüzden ilk yarı mükemmel bir romantik komedi, ikinci yarıysa kaliteli bir dramdı. Aslında pek dramda değildi. Özgüvenini Jake sayesinde kazanan ve geçmişte yaptığı hataların şu anki Avery'yi oluşturduğunu anlayan Avery'nin mutlu, hüzünlü, komik, çıldırtan hikayesiydi. Bu sefer kitabın epilog kısmına da lafım yok. Çok güzel bitti. Bitmesi gerektiği gibi.

Ayrılık kısımları normalde sıkar beni, gereksiz sahneler eklenir falan... ama burada öyle bi'şey yoktu.. her Jewel kitabı gibi. Ayrılık, kısımları bile eğlenceli geliyor artık. Her sayfasında ayrı bir tat var. Her şeyin karışımı. Acı, tatlı, ekşi. Bayıldığımı da söylememe gerek yok tabii.

Depresyonumdan kaçmak için güzel bir tatil oldu.
382 syf.
·9/10
Theo gerçekten çok zor bir adamdı. Ona ısınabilmekte kendisi kadar zordu... Zordu ama en sonunda sevdim. Kitabın başındaki *elma* sahnesine rağmen. Konuya Theo'yla girdim çünkü kitabın konusunu anlatmaya başlarsam yine spoi yerine geçecek bir sürü bilgi verirdim. Kitabı okurken yavaş yavaş öğrenilecek şeyleri burada yazarsam bütün tadı gitmiş olur zaten. (Belki altta bir tane söylemiş olabilirim :>)

Nedenini bilmediğim (dün gr yorumu yazarken de söylemiştim bunu) bir eksiklik vardı bu kitapta. Şu an bunun nedeninin, herkesin fazla hüzünlü ve plot twist denilen kısmın aslında çokta plot twist havasında olmaması olabileceğini düşünüyorum.. Biraz saçma bir cümle olmuş olabilir... Demek istediğim aslında bomba etkisi yaratması gereken o olayın sadece bir elektrik çarpması olarak kalmasıydı...

Kitapta en sevdiğim şeylerden biri Theo'nun duygusallığı, zor sevmesi ama tam sevmesi, sevgisi uğruna yıllardır bilendiği şeyden vazgeçmesi, 'seni seviyorum' demesine gerek kalmaması çünkü sevdiğini gün gibi belli etmesiydi.

Scarlet hakkında kötü bir şey söyleyemeyeceğim. Siber hırsız olarak geçirdiği hayatını yumurtalık kanseri olduğu haberini aldıktan sonra bırakıp doğduğu yere dönüyor. Tedaviyi kabul etmiyor, karşı. Tedaviyi kabul etmediği için 6 aylık ömrü kaldı diye biliyor. Bu 6 aylık sürede Theo var işte çokta detaya girmeyeyim.

Sonunu da beğendim, genel olarakta beğendim, karakterleri de beğendim... Beğenmediğim o tek şey ne belki ikinci kez okursam anlarım.
400 syf.
·4/10
Aslında 4 bile vermeyecektim bu kitaba. Elimde süründüğünü belirtmeye gerek yok, okumaktan kaçıyordum. Yazarın normal tarzı böyle kitaplar değil. Bu yüzden sıkıyor, yaratmaya çalıştığı ilişki bağı kuvvetli gelmiyor. Ian ve Jersey arasında yeşermeye başlayan, anlamsız ilişki (gerçekten çok anlamsız) sinir bozucuydu. Ama yazarın *inanılmaz* bir plot-twist yazdığı haberini aldığım için bir bit yeniği olacağını biliyordum. Bu yüzden beni aşırı sıktığı halde okumaya devam ettim.

Saçma sapan gelen her şey yerine oturdu, Ian'ın Jersey'i nasıl tanıdığı bile o minik yara izi yüzündenmiş o detay bile eklendi, bütün kitap koskoca bir yalanla yaşamışız onu da öğrendik. Sırf bu manyakça olay yüzünden 4 veriyorum. Onun dışında bu kitaba benim tam puan verebilmem için içimi yakan, sürekli elime alıp okuma isteği uyandıran bir aşk gerekiyordu. Malum bu bir *intikam* kitabı. İntikam alacağım gayesiyle yola çıkan Jersey'in bu yolda Ian'a farklı duygular beslemeye başladığı bir kitap.

Çok fazla olmasa da bir kaç tane intikam konusunu işleyen kitap okumuşluğum var. Onlarla kıyaslamak istemiyorum ama elimde değil. Onlar da intikam için karşı tarafın yakınında bulundular, baştan çıkardılar ama aralarındaki çekimi gayet güzel hissettirdiler. Bu kitapta Jersey x Ian ilişkisi ne kadar farklı yerlere bağlanmış olsa da, bu bile kitabı kurtaramadı. Sırların açığa çıktığı kısım güzel düşünülmüştü, şaşırtmıştı... ama sadece bu... Zaten bir rock-star'dan ne bekliyorduysam? dlkfj

Yazarın bu tür kitaplar yazması neden sinirimi bozuyor bilmiyorum, Scarlet Stone ve Jersey Six kitapları arasında beni en sinir edenler. Bundan sonra karakter adını verdiği kitapları okumasam mı acaba diyorum artık... Rom-Com tarzına devam etmeli, yürek yakan aşklar yazmaya devam etmeli, şakalarını yapmaya devam etmeli... espri anlayışına bayılıyorum ama böyle kitaplar yazarak harcıyor kadın kendini resmen.

Net anlatamadıysam diye söylüyorum: Kitabı sevmedim.
308 syf.
·10/10
Henna'nın Coachella festivalini babasıyla geçireceği bir plan yapması ama babasının gece yediği suşi yüzünden gelememesi, taksiye binen Henna'nın taksiyi Bodhi'yle paylaşmasıyla başlıyor hikaye. Yazdığım şeyi okuyan biri giriş kısmını biraz klişe falan bulabilir ama öyle değil. Öyle görünüyorsa da o benim yazış şeklimden dolayıdır.

*Henna, sevgililerinin omzunda konseri izleyen kızların arasında tek başına konseri izlemeye çalışırken Bodhi gelir ve Henna'yı omuzlarına alır. Henna'da diğer kızlar gibi konseri izleyebiliyordur artık lfkjggd

*Zengin bir ev partisine gitmeyi teklif eden Henna, Bodhi'nin tişörtünün ketçap lekeli olduğu ve o ortama uygun olmadığını düşündüğünü duyar. Ama bu bir sorun değildir, lekeli tarafı zaten arkaya getiren Bodhi Henna'nın lekeyi kapatmasını kolaylaştırır... Henna, Bodhi'nin sırtına atlar ve partiye öyle girerler dlkg

*İkinci günü birlikte geçirmeyi planlarlar, hatta biraz geçirirler de ama iş bitiminde geleceğini söyleyen Bodhi gelmez. Babası yüzünden Henna'yı ekmek zorunda kalmıştır. İlk karşılaşmaları böyle olmuştur ve yaz boyunca haftada ya da ayda bir 'selam, beni hatırladın mı?' diye mesaj atar. Çünkü Bodhi onu unutmayacağını söylemiştir. Ve tabii ki de unutmayacaktır.

*Okullar açılır. Henna 19 yaşındadır ve lise son sınıfa yeni başlıyordur. Çünkü bir kaza yüzünden sınıf atlayamamıştır. Doğum gününde arkadaşıyla konsere gitmiş ve helikopter arızalanıp kaza yapmıştır. Arkadaşı ve pilot ölmüş, kendisi de ömrü boyunca acısını çekeceği bir yaraya, yara izine sahip olmuştur. Son sınıfa başlayan ve bu kaza yüzünden rehberlik öğretmeniyle haftada bir saat geçirmek zorunda olan Henna'nın yeni rehberlik hocası tahmin edilebileceği üzere Bodhi'dir. Birbirlerinden kötü ayrılmamışlardır ama artık öğretmen ve öğrenci rolündelerdir. Bodhi'nin babasına bakabilmesi için bu işe ihtiyacı vardır. Henna'nınsa tek istediği Bodhi'dir.

Buraya kadar yazdığım şeyler saçma sapan bir öğretmen-öğrenci ilişkisini işleyecek görüntüsü çizmiş olabilir... Ama gerçekten nasıl göründüğü umurumda değil. Okurken ağladığım, beni şaşırtan, asla düşündüğüm gibi ilerlemeyen, unutamayacağım bir kitap oldu. Bu yılın ilk gönülden tam yıldız verdiğim kitabı...

Bazı kitaplarda aradan geçen zaman dilimleri çok fazla olur ve arada hiç konuşmaz karakterler birbirleriyle. Sonra ne alakaysa karşılaşırlar falan. Burada, bu kitapta, tekrar karşılaşmalarının ve neden daha önce hiç karşılaşmamış olduklarının bir nedeni var.
Ayrı kalmalarının ve neden bir türlü bir araya gelemediklerinin bir nedeni var. Ve bu neden Bodhi'nin Henna'nın öğretmeni olması falan değil. Zaten bu öğretmenlik kısmı kitabın ana konusu değil.

Bodhi'nin hayatını yaşayamamasının, Henna'yla çekip gidememesinin nedeni, babasına karşı duyduğu suçluluk hissi, onun tekerlekli sandalyede olmasının nedeninin tamamen kendisi olduğunu düşünmesi... Düzgün iş yapmayan at çiftliğinden para gelmediği için Bodhi'nin babasına bakabilmesi için okuldan atılmaması lazım...

Yani aslında o kadar çok şey yazdım ama aslında o kadar az şey yazdım ki yukarda... yazdığım şeyler kitabın 50 sayfasını zor anlatıyordur.

Harikaydı. Bayağı bir korkuttu beni ama korktuğum başıma gelmedi ve epilog kısmını hiç yazmasaydı keşke dedirtse de
b a y ı l d ı m.
338 syf.
·10/10
Biri bana Plot Twist bölümünden sonra (19) Taylor Swift - This Love dinlemeye başlamamı söyleseydi keşke.

Okuduğum ilk Jewel kitabı.
Okurken yıkıldığım ve kaldıramadığım, çocuk gibi geri eski haline gelmesini istediğim bir olay oldu.
O olaya kadar kitabı nefes almadan okuyordum.. o kadar *özgün* dü ki... İçinde dram olduğu halde hem eğlenceli hem de gülümseten bir kitaptı.
Gus ve Parker yan yana gelince heyecanlanmadan olmuyordu. Gülmeden, güldürmeden geçen hiçbir sahneleri yoktu.

19. bölümden sonra kitaba neden bu adın koyulmuş olduğunu çok iyi anladım.
Neden bu kadar yıkıldığımı bilmiyorum. İnat ettim Levi'yi sevmeyeceğime bi'de. Gus'dan sonra Levi'ye içim ısınmaz dedim. Komik olması gereken yerlerde bile gülümsemedim.

Ama, yazarın yetenekli olduğunu işte burada anladım. Kitaba devam ettikçe, 338 sayfada iki karakter birden nasıl sevdirilebilir? sorusunun cevabını buldum. Gus'ı ayrı. Levi'yi ayrı sevdim. Lanet olsun.

O kadar güzel bir kurguydu ki... Okuyanların dilinden düşürmediği *today is my favorite day* cümlesini söylemek istemiyorum bu arada ama cidden hoş...

LEVİ
NEDEN
BÖYLE
GÜZEL
SEVDİN?
BENİM SENDEN NEFRET ETMEM GEREKİYORDU!

Levi'ye gıcık olduğum sıralar, kitaba iki puan vermeyi düşünüyordum. 19. bölüme kadar olan yere 5
kalan bölümlere 1.
Ciddiyim bütün planlarım suya düştü. Sanki komplo planları yapmıştım ve hepsi mahvoldu.

Normalde planladığım gibi gitmeliydi. İşte burada yazarın yeteneği ortaya çıkıyor. Her yiğidin harcı değil bir kitapta iki kişiyi okuyucuya sevdirebilmek. İmkansız.

İmkansızı başarmış ve şu an ağlamak istiyorum.
Çok güzeldi.

BEAUTIFUL AS HELL!

Kitabı, kitap hakkında hiçbir bilgi olmadan okumanın güzelliklerinden biri, taraf tutmuyorsunuz. Ne olacağından haberiniz yok, saf saf okuyup gidiyorsunuz... taa ki sırtınıza o bıçağı yiyene kadar.

Bıçağı yedim.
Çok acıttı.
Ama sonra iyileşti. Yine gülümsedim. Yine sevdim.

Kitabı okurken oldu bunlar. Ve gerçek hayatta da olan şeyler olması bu kitabı alıp sarılmak istememe neden oluyor.
Bu kadar MUAZZAM olmamalıydı.

Tatlı, acı, ekşi
bir arada bayılırım.. En sevdiğimdir. Her konuda. İstisnasız.
Bu kitapta öyleydi işte. Parker'ı da sevdim. Gus'ı da :'(. Levi'yi de.
Büyülü gibi kitap. Cidden.
Çok iyiydi. 2018'in bestlerinden biri oldu.

1-19
Tom Grennan - Lighting Matches

19-43 + Epilog
Taylor Swift - This Love

*re-read yapılacaklarımda baş köşede.
*kopyası alınıp saklanacaklarda da ilk sırada.
380 syf.
·9/10
Seveceğimden emin olduğum için kitap bulamadığım bir zamanda okurum diyerek ertelediğim bir kitaptı.

Giriş çok güzeldi, zaten girişin basit ve kendine çeken tarzda olması beni hep rahatlatmıştır. Güzel ve yormayacak bir kitap okuyacağım hissine kapılırım.

Flint Hopkins, doğum gününde alkollüyken arabayı sürmekte ısrar ediyor ve kaza yapıyor. O kazada eşi Heidi ölüyor. Oğlu Harrison'la tek başına kalıyor. Kendini suçluyor. Suçluluk onu yiyip bitiriyor.

10 yıl sonrasıyla devam ediyor kitap. Flint bir avukat, üstündeki daireyi kiraya veriyor. Kiracı da Ellen. Müzik terapisti. Aynı zamanda hastanede de çalışıyor ama hemşire miydi yoksa başka bir işi mi vardı onu hatırlamıyorum fkgj.

Ellen daireye yerleşip hastalarını kabul etmeye başlayınca, Flint çok gürültü çıkardığının farkına varıyor ve Ellen'dan daireyi boşaltmasını istiyor.

Aralarında da bir çekim var, bu çekim böyle ilerleyip gerçek anlamda aşka dönüştüğünde bile Flint Ellen'ın dairede kalmasına izin vermiyor. Buralarda çok sıkıldım. Sürekli bu çıkarılma olayının gündemde olması falan bir yerden sonra sıkmıştı.

Sonra Ellen'ın babası hastalandı ve Ellen kilometrelerce uzaktan geldiği evine geri dönmek zorunda kaldı. Babasının iyileşme süreci çok uzun süreceği için de daireden çıktı. Hastaneden çıktı. Flint ve Harrison'ı bıraktı.

Herkes üzgündü ama ben mutlu... Mesafeler hep iyi gelir bana kitaplarda. İlişkinin yerini, hangi seviyede olduğunu fark ettirir. Öyle de oldu. İşte bu ayrılık kısmında kitap benim için canlanmaya başladı.

Harrison Ellen'la görüntülü konuşuyordu. Flint sus pus dflkgj. Çok hoştu cidden. Böyle içi içini yiyiyordu. Gelmesini istiyordu Ellen'ın ama çok zor işti. İçinden çıkamayacağını falan düşünüyordu.

Sonra da işte bir kapı açıldı. Yapılmayacak gibi görünen her şeyi yaptı Flint. Her şeyi yanına taşıttı. Ellen'ı, babasını, evlerini... Kral hareketti. Unutacağımı sanmıyorum.

Ellen'la birlikte olmak istemeyiş nedeni vardı bir de. Birlikte nasıl olacaklar diye kafa patlatıyordu Flint sürekli. Harrison, annesinin babası (Flint) yüzünden öldüğünü bilmiyordu. Otizmli bir çocuktu ve Flint korkuyordu. 18 yaşına kadar beklemek istiyordu. Benden nefret edişini izleyemem diyordu. İşin içine böyle bir duygusallığın girmesi de ayrı hoştu.

En sonunda o ağzı açık bırakan haberden sonra güzel haber geldi. Flint içine kapandı. Harrison'a ne diyeceğini falan bilemiyordu. O güzel habere sevinememişti bile. Buralar o kadar duygusaldı ki. Geceleri gelip camdan onları izlemesi... Adam ya. Adam. Ben ne diyim.

Lafın kısası... Hastaneden çıkıp arabaya bindiklerinde Flint'in "Bütün hayatım bu arabanın içinde." demesi de kalbe saplanan bir oktur. tşk.
380 syf.
·55 günde·8/10
Çok eğlendim okurken ve bu kadar eğleneceğimi hiç düşünmemiştim öncesinde. Nedense böyle bir depresif hikayesi varmış gibi gelmişti. Aslında biraz var da. Hatta bazı yerlerde duygusallığın da dibine vurdum. Fazla duygusal iseniz ya da duygusal bir döneminizdeyseniz ağlamanız işten değil.

Çiftimizin diyalogları çok şekerdi, sevimliydi. Yazarın çoğu hamlesi tam yerli yerindeydi. Sonlara doğru karakterlerin düştüğü durumdan pek hoşlanmasam da yazar bunu da güzel bağlamış.

Yazarın diğer kitapları için sabırsızlanıyorum.
354 syf.
·4 günde·8/10
İlk kitapta beni rahatsız eden olay bu kitapta çok güzel bir netliğe kavuştu. Bu nedenle o mu olur bu mu olur diye bir ikileme düşmedim. Sonuç çok barizdi, beni hiç şaşırtmadı da benim gönlüm "#teamnate forever" diyecek!

Ama Griffin'in beni hayal kırıklığına uğrattığını da eklemeden edemem. Aslında bir güzel sövmek istiyorum bu karaktere ama işte malum spoiler durumu var, o yüzden yazamıyorum.

Ah bir de kitabın final cümlesi yok mu??? O ne tatlı bir bitiriştir, o ne güzel bir kapanıştır!
283 syf.
·6 günde·5/10
Bir Jewel kitabı olarak vasat ne yazık ki. Konu da karakterler de klişeden öteye geçememiş. Kafa dağıtmalık, zaman geçirmelik bir romantik komedi okumak isterseniz beklentinizi karşılar.
320 syf.
·4 günde·8/10
Kendimi ana karakterin yerine koyduğumda iş gerçekten içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Bir yanda hayatının aşkı Griffin, bir yanda çocukluk aşkını hiç unutamamış olan Nate... Nate'le ilgili açıklama yapamıyorum çünkü tamamen spoiler olacak.

Bu arada ana karakter olan kızımız Swayze'nin isimlere karşı bir takıntısı var da bu huyun koca kitapta hiç bir etkisi yok. Yani ne diye böyle bir özellik koydu yazar bu kıza, anlam veremedim :/

Kitap için 7 ile 8 puan arasında kaldım. Sebepse şudur: Swayze'nin 'Griffin harika, Griffin çok seksi, Griffin hayatımın aşkı' deyip deyip, bu kadar net konuşması fakat bir türlü net davranamaması. Final cümlesinden sonra (şaşırtmadı ama olsundu) ikinci kitaba uçma isteğiyle dolduğumdan 8 puanda karar kıldım :D

Evet hemen ikinci kitaba uçuyoruuuuzzzz!

Yazarın biyografisi

Adı:
Jewel E. Ann
Doğum:
United States

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.