Herif yazar ise karı da aşüftelerden... İkisi de ince birer sanat sahibi... Beriki kurnaz ise öteki de fettan... Biri kalemiyle halkı aldatıyorsa öbürü de diliyle âlemi kandırıyor...
Ana karakterimiz Buck güneyde doğup büyümüş, nesillerdir evcilleşmiş bir köpek. O güne kadar hayatını refah içinde krallar gibi yaşayan Buck için her şey bahçıvanın birinin para arzusuyla alt üst olur. En kuzeyde evcil yaşamında edindiği her şeyin geçersiz kalacağı, medeniyetten çok uzak bir hayata başlar. Önce kırmızı kazaklı eli sopalı adamla tanışır ve yeni hayatının ilk ve en önemli dersini alır. Sonra pek çok insan ve köpekle kesişir yolu. Her biri ayrı alem; adaletli, aptal, merhametli, kavgacı, bencil... Yaşadıkları sayesinde günden güne farklılaşır ama aslında bu farklılaşma özüne dönmekten farksızdır. O güne kadar habersiz olduğu, içinde bir yerlerde yatan o vahşet kendini gösterir. Köklerinin ait olduğu vahşi hayata her an daha da yaklaşır.
Buck çok akıllı, yeri geldi mi kurnaz, yeri geldi mi az şeytan olmayan bir köpek. Ayrıca yaşama tutunma yetisi yüksek, koşullara uyum sağlamakta çok iyi bir köpek. Tüm bu süreç içinde geçirdiği değişimi okumak, onu anlamak çok keyifliydi.
Bir köpeğin dilinden kitap okumayı ilk kez deneyimledim. Daha en başında müthiş bir sempatiyle başladım ve bu her sayfada katlandı. Buck'ın mutluluğuyla gülümsedim, acısıyla öfkelendim. Unutamayacağım bir deneyimdi. Jack London hayvanları ana karakter aldığı diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.