"Uykuda geçirdiğim saatlerle, anlarla, üçüncü sayfa haberini okumakla, ışıkla gölgenin birbirini izlemesiyle zaman akıp gitti. Hapiste insanın zaman kavramını kaybettiğini okumuştum. Ama bunun benim için pek de anlamı yoktu. Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi.
Bir gün gardiyan ben hapse gireli beş ay olduğunu söylediğinde ona inandım ama söylediğini kavrayamadım. Benim için hücremde akıp giden hep aynı gündü, hep aynı işi yapıp duruyordum."
“Ama,” dedi gardiyan, “sizi hapse bunun için tıkıyorlar zaten.”
“Nasıl yani?”
“Evet öyle, özgürlük bu işte. Özgürlüğünüzü elinizden alıyorlar.” Hiç böyle düşünmemiştim. Söylediğini onayladım, “Doğru, ceza başka ne olacak ki?” dedim