Biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun, istersen hayatım da. Ama sen kendinin bile olamıyacaksın artık. . . Ben yaşadıkça, adım söylendikçe. . .
Seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum.
İçimde bıraktığın eziklik yeter artık. Artık seninle değil verdiğin acılarla avunacağun. Seni bütün arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım senden. Dünya duracak, ama sen durmıyacaksın. Zaman bitecek, ama sen bitmiyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermiyecek, güneş doğmıyacak hiç. Ama sen solmıyacaksın, sen eksilmiyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum, ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana. Anlamıyor musun?
Gün oluyor; seni unutabilmek için bu şehirden çok uzaklara gitmek istiyorum . Sokaklar. evler, caddeler, vitrinler seni hatırlatmasın diye.
Gün oluyor; anlıyorum senden ve bu şehirden kaçmanın faydasızlığını. . . Çünki; biliyorum nereye gitsem benimle geleceksin, ya da gittiğim her yerde senden bir şey olacak.
Sen unuttun fakat unutulmadın. Bense unutulduğumu biliyor. fakat unutamıyorum. İnan, unutabildiğim gün seni yeniden ve daha çok sevmeğe başlıyacağım.
Renklerin, kokuların, seslerin ve ışığın bile seni hatırlattığı bir dünyada yaşamak, barikulade bir şey olurdu belki... Ama sen de unutmasaydın. Beni unutmadığını, sevdiğini bilsem her şeye katlanırdım. Unutamamanın biriktirdiği o dayanılmaz acılar, unutulmamanın vereceği eşsiz mutluluğun içinde erir, kaybolurdu. .