Şimdi bu söylediklerimin hepsini unutun. En önemlisi ne biliyor musunuz? Mutlu olmaları! Mutlu olmayan hiçbir çocuktan kapkaranlık hücrelerini göğe açan pencerelerini
aralamasını bekleyemezsiniz. Yani, hayal güçlerini...
O yüzden sınıflarınızdaki çocukların hiçbirine aynı boyda aynı biçimde ve aynı sıkıcı kurallarla yetiştirdiğiniz yapay solüsyonlara batırıp birbirinin aynısı kavanozlara soktuktan sonra kapaklarını hava almamacasına sımsıkı kapatarak turşu haline getirdiğiniz ve ağız tadı olmayan müşterileri beklemeye başlayan
tatsız kornişonlar gibi davranmamalısınız. Zira sınıfınızdaki sıralar market rafları değildir ve ben raflarda gülümseyen bir kornişon görmedim.
Sosyal bağların azlığı insanı saldırganlaştırır,
bu saldırganlık düşünme becerilerinin tamamına ket vurur.
Bizim öğretmenlik eğitimimiz sürecinde hiç durmadan şişirilen her şeyi yönetme içgüdümüz, geri dönülemez zararlar verir.
Her ayrıntıyı açıklamamak, her olaya müdahale etmemek sizi iyi bir öğretmen yapar. Unutmayın, iyi bir yönetici hiç kimseyi yönetmeye ihtiyaç duymaz.
Kullanılmayan bölgeler ve yetenekler körelir.
Sıradan bir öğretmen olup yaratıcı çözümler üretmeyen ve hayal gücünü kullanmayan öğrencilerden dert yanamazsınız.
Yazmak eylemi en sayısal disiplinlerde bile sıklıkla başvurulması gereken bir yoldur. Belki de bu yüzden Joan Didion, "Ne düşündüğümü ne gördüğümü ve bunun ne anlama geldiğini anlamak için yazıyorum. Ne istediğimi ve neden korktuğumu anlamak için de" der. Haklıdır da.