Ve ölü serçeleri gömerdim
Kurumuş yasemin saksılarının dibine...
Ah... Geçip gitti o günler
O şaşkın, o cazibeli
O uyku ve uyanıklık günleri...
Her gölgenin bir gizemi vardı.
Ve bir hazine saklardı bütün kapalı kutular
Her bir köşesi sandık odasının
Başka bir dünyaydı sanki o öğlen sessizliğinde.
Ve karanlıkta korkusuz olan
Bir kahramandı benim gözümde...
O günler geçip gitti
O bayram günleri
O güneş ve çiçek özlemi...
Ve kışın son sabahında
Kente gelen ziyaretçilerin
Utangaç ve suskun kalabalığında titreşen
O hoş kokusu dağ nergislerinin;
Ve yeşil lekelerin uzun caddesindeki seyyar satıcı sesleri.
Avare kokular içinde yüzerdi kapalı çarşı;
Keskin kahve ve balık kokusu.
Çarşı, ayaklar altında ezildikçe yayılır, genişler
Ve kuşatırdı yolun bütün anlarını;
Ve çarşı uyuklardı oyuncak bebeklerin camdan gözleri dibinde.
Çarşı anneydi...
Hediye paketleri ve dolu torbalarla
Renkli, akıcı derinliklere doğru hızla giden
Ve geri dönen...
Anne...
Yağan yağmurdu çarşı