Zira aşk, hele de benim koşullarımda, bulutlarda uçuracağını sanırken, sadece ayağınızı kaydırmaya yarar. Evvela yüksek bir yere çıkarılır, sonra birden aşağı bırakılırsınız. Aşk, kazanmayı planladığınız değil, kaybetmeyi göze aldığınız şeylerin toplamıdır.
Bizim çağımızda, adamın biri öldüğünde -servet, nüfuz, iktidar ve kıskançlık uyandıran mevkilerin sahibi olmuşsa, hayatta kalanlar ölen adamın mülkünü, önemini, işlerini ve anıtlarını ölçüp biçtikten sonra- aynı soru sorulur: İyi bir hayat mı yaşamıştı, kötü mü? Ki bu da Karun'un sorusunu sormanın bir başka şeklidir. Kıskançlık kalmamıştır, kıstas şudur: "Seviliyor muydu, nefret mi ediliyordu ondan? Ölümü bir kayıp olarak mı yaşanıyor, yoksa adeta bir mutluluk mu uyandırıyor?"