İnsan çocukken her şeyin merkezi oluyor. Her olay onunla ilgili. Başka insanlar mı? Onlar konuşmak için sunulmuş hayaletler sadece. Ama büyüyünce yerini buluyorsun, kendi boyut ve şekline bürünüyorsun. İçinden bir şeyler başkalarına aktarılıyor, başkalarından bir şeyler de sana.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Bak, şöyle izah etmeye çalışayım; hayatla başa çıkma kanallarımız var bizim, Feribe. Travmatik deneyimlerde bu kanallar bazen kapanır ve çalışmaz. Ya da bazıları zarar verecek ölçüde yoğun çalışmaya başlar.
Kısaca, denge bozulur. Misal, kişi her şeyi kendi içinde yaşayıp dışarıya güçlü görünmeye çalışır ve duygu kanalı çalışmayı bırakırsa, bir süre sonra beden kanalı devreye girer. Çarpıntılar başlar mesela. Panik atak dediğimiz şey, kabullenilmeyen acının kalp tarafından ifade edilmesidir aslında. Beden kişiye toparlanman lazım mesajı verir.”
Eski halimin kalın kafasına sokması gereken şuydu: Bu zombiler sofrasında hiçbir şey istediğimiz gibi olmazdı. Daha da trajiği, zaten zamanla istediğimiz bir şey de kalmazdı. Eğer tutunacak sağlam bir dalımız yoksa, dünya, bizi kırpan, güden, yola getiren; ümitsiz, isteksiz, sefil meczuplara dönüştüren, heves kırıcı bir yerdi.
Kimileri, kötü ihtimallerle yüzleşmektense belirsizlik deryasında serbest stil yüzmeyi yeğler. Ben onlardan değilim. Her zaman en kötü sonlara bile hazırlıklıyım, yeter ki başıma ne geleceğini bileyim.
Belirsizlik berbattır; beni perişan, ruhumu lime lime eder. Hayatım, bir an evvel her şeyi netleştirmek arzusuyla, vakit isteyen hoş ihtimalleri çiğneyerek, çabucak razı olduğum feci sonlara koşmakla geçti.