Hegel’e göre iki insanın birbiriyle karşılaşmasında bencillik ortadan kalkmalı, kişi kendi kendisini kaybetmeli ve diğerinde tekrardan bulmalıdır, gerçek özbilinçlenme budur.
Nasıl ki bir istiridyenin sert kabuğu altında, etli tabakaların derinliklerinde gizlenmiş bir inci varsa, her insanın da yüceliklerinde mecazi mânâda bir “beyaz inci” vardır; bu, “ruh” veya “can” diye de tanımlanır. Bedenin atomistik, moleküler bir yapısı varken “can”ımız zaman, madde, mekân ötesi bir boyuttadır.
…Ve son olarak erkekleşmiş kadının annelik duyguları da zedelendiği için çocuklar da bu durumdan olumsuz manada paylarını alırlar. Hayat öncelikleri varolmak yerine sahip olmak ağırlıklı olunca sevgi ve muhabbete ayrılan zaman azalır ve sevgisizlik çok ama çok hasta eder.
Yaradılıştan gelen yapısı itibarıyla kadın ve erkek arasında bazı temel farklılıklar vardır; farklı “kod”lar taşırız. Bu “kod”lara “ilahi isimler” (Esmâü’l-Hüsnâ/ En Güzel İsimler) denir ve bunlar erkek ve kadında farklı yapıda ve yoğunluktadır.
Âlem, üç şeyin mecmuundan ibarettir: Varlık, düşünce ve hareket. Bunların hepsini kendinde toplayan insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikâtin, hayrın, güzelliğin.
İnsan ruhunda bu üç şeye götüren üç yeti vardır:
Zekâ, duygu, irâde