Bu dünya ve insanlar artık eskisi gibi değil. Bilemediğim tek şey, ruhu var mıdır insanın? Nasıl bir şeydir o ? Ve öte dünyaya tüm o ruhların hepsi nasıl sığıyor?
Dünya üzerindeki en adil şey ölüm. Kimse parayla rüşvetle ondan kaçamadı henüz. Ve herkesi alıyor toprak: iyiyi de, zalimi de, günahkarı da. Bundan daha adaletli bir şey yok dünyada. Hayatım boyunca canla başla ve dürüstçe çalıştım. Vicdanımla yaşadım. Ancak benim payıma düşmedi adalet. Tanrı elindekini bir yerlerde bölüştürmüş olmalı, sıra bana geldiğinde verecek bir şey kalmamıştı heybesinde. Gençlerin ölümü bir ihtimaldir, yaşlılarınki ise kesin... Hiçbirimiz muaf değiliz ölümden; ne çar olanlarımız ne de tacir...
Öyleyse neden hatırlar insanlar? Hakikate ulaşmak için mi? Adalet için mi? Her şeyi oluruna bırakıp unutmak için mi? Aslında devasa bir olayın parçası olduklarını fark ettikleri için mi? Yoksa, geçmişte bir sığınak arayışı mı hatırlamak? Oysa hatıralar çok kırılgan, kısa ömürlü şeylerdir, somut bilgi değil, bir insanın kendisi hakkında yürüttüğü tahminlerdir. Bilgi bile sayılmazlar hatta, salt duygulardır hatıralar.
Felaketler tarihi başladı… Ama insan bunun üzerine düşünmek istemiyor, çünkü şu âna dek hiç kafa yormamış buna, tanıdık olanın arkasına gizlenmeyi tercih ediyor. Geçmişin arkasına…