Acıların anıtı gibi Hatice. Kalbinde ince sızı, bir türlü ulaşamadığı dört direkli Gülcemal'i, kumanne olan Hacer'i, cümbez de sallanması, kalbinde saklanması...
Distopya olsa, okudum geçtim, dersin. Ama gerçek işte. Öyle denilip geçilmiyor... Her bir cümlesi geçmişi de şimdiyi de acıtıyor...
Eskidenmiş, demek vardı unutmak icin kitabı. Biliyorsun ki hala var, diyemiyorsun. Bu kitapta ırkta yok oluyor, köken de... Bir tek kadın olmak kalıyor elimizde.
Neyse ki Hatice'ye, Suların Sultanı diyorlar, Süleyman'ı aklının köşesine kazıyorlar, Lâl diyorlar ve Gülcemal'e yüzen balık oluyor en sonunda. Kurşuni, parlak bir balık... Beyaz ağlara takılan bir balık...