Tıpkı izlediği filmin “Bu duyguyu bilen,bu caddeyi gören,bu kafede oturan bir tek ben değilim” dedirterek onu yalnızlığından kurtarması gibi aşk da,kulağına “Hissettiğin bu mu gerçekten? Ne harika... ben de şu anda tıpkı senin gibi hissetmiştim" diye fısıldayabileceği birini bulma umudunu sunuyordu. İki ruhun birbirine tatlı benzerlikler keşfedip mutlu olabileceği umudunu.
Bir aşığın “Biliyor musun sevgilim,seninki kadar güzel bilekleri/benleri/kirpikleri/tırnakları olan birini daha tanımıyorum” diye fısıldamasıyla,bir ressamın çorba konservesinin ya da Brillo kutusunun estetik yönünü ortaya çıkarması,yapısal olarak aynı kefeye konamaz mı ?
Ergenliğinden bu yana arkadaşlarının ya da ailesinin dolduramadığı,ancak filmler ve şarkı sözleri sayesinde biraz katlanılabilir duruma gelen büyük bir boşluk hissi yakasını bırakmamıştı.
Şikayet edebileceği tek şey;kendini başkaları için tesadüfi,bu gezegen işin gereksiz,bu gezegende yaşayanların yaşamları için anlamsız buluyor olmasıydı.
Birkaç saat içinde gözyaşlarıma engel olamadan okudum.Şu anki durumumuz tarihimizi az bilmemizden kaynaklanıyor bence.Her Türk genci okumalı.Allah tüm şehit ve gazilerimizden razı olsun,bizlere haklarını helal edecekleri davranışlarda bulunuruz umarım.Çizgi roman olduğunu da belirtmeliyim.