Sinan Tütüncüler

Ayfer Tunç'tan daha iyisini beklemek hakkımız
Puan vermedi
Bir okurun, bir yazarın külliyatına, onun en az beğenilen kitabı ile başlaması yazar için bir şanssızlık olsa gerek. Bu durumda okuru kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Tam tersi durumda, yani okurun, yazarın en beğenilen kitabı ile külliyata giriş yapması, yazar için bir şans ama okur için bir şansızlık olabilir. Benim Ayfer Tunç ile temasım bu ikinci duruma denk geliyor. Ayfer Tunç külliyatına onun “Dünya Ağrısı” kitabı ile giriş yaptım ve gelecek vaat eden büyük bir Türk yazarla tanıştığımı hissettim. “Dünya Ağrısı” halen en beğendiğim Türkçe eserler listesi yapacak olsam ilk 10 arasına yazabileceğim bir eser. Ayfer Tunç’un bugüne kadar, “Kırmızı Azap” öykü kitabını, “Suzan Defter” romanını, “Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura” romanını okudum. “Kırmızı Azap” ve “Suzan Defter”, “Dünya Ağrısı” seviyesinde olmasa da, okuması keyifli eserlerdi. “Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura” ise benim için hayal kırıklığı olmuştu. Muhtemelen Ayfer Tunç’un külliyatını, yeni bir “Dünya Ağrısı” bulana kadar okumaya ve tamamlamaya devam edeceğim. Bu kez sırada “Kuru Kız” var. “Kuru Kız’da da yeni bir “Dünya Ağrısı” keşfedemedim ama Ayfer Tunç’un okuması keyifli bir eserine daha denk geldim. Ayfer Tunç’un bütün eserlerinde insanın içindeki iyiliği ve kötülüğün kaynaklarını keşfetme çabasına denk geliyorum. Bu arayışa hüzünlü bir dil ve karamsar bir bakış açısı eşlik ediyor. Ama konu insan olunca, bu hayatın acı gerçekliğine denk geliyor. Ayfer Tunç bu gerçekliği, yüksek gözlem gücü ve zamanın yıpratıcı akışı ile harmanlayıp önümüze sunuyor. Ancak tüm bu arka planda tek bir eksik var; Güçlü bir hikaye. Diğer yandan şöyle düşünmekte mümkün. Hayat aslında ağır akan, sıkıcı, tekrarlardan oluşan bir şeydir. Ayfer Tunç o sıkıcılığın içinde madencilik yapıp, detayları, göze batmayan
Edebiyat
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
Reklam
Dumanlı Roman
Puan vermedi·210 syf.··
2026 3. kitabı
2026 Kitap açısından hızlı başladı. Yılın ikinci kitabı bitti. Bu kez yerli bir yeni eser; Gaye Boralıoğlu’nun “Her Şey Normalmiş Gibi” romanı. Muhtemelen yeni çıkan kitaplar listelerinin birinden ilgi duyup sipariş ettiğim ve beklenenden hızlı elime aldığım bir kitap. Gaye Boralıoğlu’nun okuduğum ilk kitabı oldu. Oysa artık olgun yazar sayılabilecek sayıda kitabı var ve büyük çoğunluğu İletişim Yayınları’ndan çıkmış. İtiraf etmem gerekir ki, romanın en çarpıcı yeri ismi. “Her Şey Normalmiş Gibi” beklentileri yükselten, afilli bir roman ismi. Elbette roman, ismininin hakkını vermiyor diyemem ama sanki bir nebze de olsa, isminin şaşası altında ezilmiş gibi… Kitabın arka kapak metni, romanın bir aşk hikayesi olduğunu hissettiriyor. Oysa, İstanbul, Diyarbakır, ölen ve yaralananların olduğu bombalı bir terör saldırısını merkezine alan bir toplumsal gerilim hikayesi demek daha doğru. Patlamanın ardından gökyüzüne yükselen duman romanı hiç terk etmiyor. Diyarbakırlı bir Kürt kadın ile İstanbullu bir Türk erkeğin ilişkisini, toplumsal sorunları arkada bırakarak anlatmak çok anlamlı olmazdı. Kürtçe bir isim alamayıp, mecburen bir Amerikan dizisindeki (Küçük Ev) bir karakterin adını kimliğine yazdırabilen Lora ile Arda’nın, romanın başında bittiğini zannettiğimiz aşkını, roman boyunca Arda’nın zihninde, Diyarbakır sokaklarında ve nihayetinde bir hapishanenin görüşme odasında takip ediyoruz. Romandaki bazı konulara dair ciddi bilinmezlikler var ve bu hali ile romandan çok uzun bir hikaye tadında. İstanbul Beyoğlu’nda bomba neden patlıyor, mülteci hakları savunucusu Lora’nın bombalama ile ne ilgisi var, bunları roman içinde çözemiyoruz. Romanda Arda, bildiklerini annesine anlatıyor ama o anlattıklarını biz duymuyoruz. Romandaki bu olay bende, 25 yıldır mahkemesi
Edebiyat
Her Şey Normalmiş GibiGaye Boralıoğlu · İletişim Yayınları · 2025125 okunma
Gücünü kaostan alan kitap
Puan vermedi·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Yılın ilk kitabı bitti. Uzun zamandır kitap değerlendirmesi yazmıyordum. Kitabı zihnimin içinde çok atıp tutunca bir şeyler karalama istenci duydum. “Bozuk Para” Filistinli bir yazar olan Yasmin Zaher’in ilk romanı. Kitabın orijinali 2024 Temmuzunda, ülkemizdeki ise 2025 Kasım ayında basılıyor. Oldukça taze bir kitap ama yurtdışında oldukça dikkat çekmiş ve bolca ödül kazanmış. Kitabın ana karakterini tanıtmakta fayda var, çünkü romanı özel kılan o. Aynı anlatı ve olaylar başkasının başından geçse bu kadar ilginç olmayabilirdi. Kahramanımız Filistinli isimsiz bir kadın. Filistinli olmasına karşın bir mağduriyeti yok, çünkü çok zengin ve erken yaşta ölmüş bir anne babanın mirasçısı, ancak bu mirasa erkek kardeşinin kendisine düzenli olarak gönderdiği çeklerle ulaşabiliyor. Bu erkek kardeşe sadece geçmişe dair bazı anılarda denk geliyoruz. Günümüzde ortalıkta görünmüyor ve nerede olduğunu bilmiyoruz. Kitabın kahramanı ise New York’ta yaşıyor ve göçmen çocukların eğitim aldığı bir okulda öğretmenlik yapıyor. Yaptığın şeyin öğretmenlik olduğu ise tartışılır. Daha çok provakatif bir danışmanlık hizmeti gibi. Kitabı ilginç kılan esas unsurlar ise kahramanın hijyen ve marka takıntısı. Hijyen ile özdeşleşen CVS isimli özbakım ürünleri satan bir mağaza, marka fetişizmi ile özdeşleşen ise Birkin çantası. Kitapta geçmiyor ama Birkin çantası İngiliz/Fransız oyuncu Jane Birkin ile özdeşlenen, Hermes mağazası tarafından üretilen ve müşterisini seçen bir jet sosyete markası. Kitabın arka fonunu New York şehri, onun son derece kirli caddeleri ve metro istasyonları oluşturuyor. Kahramanın Amerika’da yaşama sebebi ise ebeveynleri. Babası öldükten sonra amcası ile miras işlemleri için İşviçre’de bir bankaya gittiklerinde, hesabın şifresi babası tarafından belirlenmiş olan
Edebiyat
Bozuk ParaYasmin Zaher · April Yayıncılık · 202554 okunma
Ya ana karakter bize yalan söylüyorsa?
Puan vermedi·303 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
İnsan beyni manipülatiftir. Zihin, yaşanan her olayı, kendi lehine olacak detayları ön plana alıp, kendi aleyhine olan detayları perde arkasına atacak şekilde değerlendirir. Bu şekilde her insan kendini haklı görür. Ego arttıkça, manipülasyon da artar. Doğrudan karakterin zihninden takip ettiğimiz romanlarda, karakterin zihni bizi de manipüle edebilir. Bize vakayı öyle detaylarla aktarır ki, biz de ana karakterin haklı olduğunu düşünebiliriz. R.F. Kuang’ın “Sarı Yüz”ünü okurken, kitabın ortasından itibaren zihnime bu soru takıldı. Acaba ana karakter beni ne kadar manipüle ediyor? Arkadaşını öldürmüş olabilir mi, ya da ölümü engellemesi mümkün iken bu adımı atmamış olabilir mi? Sarı Yüz’ün orijinal dilindeki ilk baskısı 2023 yılında yapılmış. Türkiye baskısı ise 2025 yılında gerçekleşmiş. ABD’deki yayıncılık ve kitap sektörünün ne kadar piyasalaştığı, edebi değerin kitap için anlamsızlaştığına dair bir arka plan üzerine kurulmuş, kitap hırsızlığı ve intihale dair bir roman. Romanın ilk bölümünde, June Hayward isimli beyaz bir Amerikalı ile, Athena Liu isimli Çin (Hong Kong) kökenli bir Amerikalı, -biri oldukça başarılı diğeri gölgede kalmış- iki genç kadın yazarın, Athena Liu’nun evinde oldukları bir gün, krep yeme yarışması yaptıkları anda, boğazına krep düğümlenen Athena Liu boğularak ölür. Başarılı yazar Athena, o gün, bitirdiği ve alışkanlığı gereği sadece daktiloda yazdığı bir eseri June’a göstermiştir. Ölümünün ardından, June bu esere el koyar. Hala ham olduğunu düşündüğü esere, kendi düzeltme ve eklemelerini yapar ve kitabın basılma süreci başlar. Bu süreçte, ABD yayıncılık dünyasının dolambaçlı, çetrefilli ve şaşırtıcı güzergahını, editörlerin yayına müdahale genişliği, kitabın kadın ve erkeklere, farklı yaş gruplarına, farklı renk ve ırklardaki kişilere
Edebiyat
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
İnsandan Kurtulmak İsteyen İnsan
7/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
Her insan bir adaya düştüğünde üç şey istemek durumunda kalmayabilir. Bazıları da, Diyojen gibi “Gölge etme başka ihsan istemez” diyebilir. Amin Maalouf, “Empedokles’in Dostları” kitabında küçük bir adada, birbirinden kopuk ve tüm insanlardan azade yaşayan iki kişinin merkezinde olan bir yarı distopik bir roman kurgulamış.  Hikaye ve hikayedeki distopik öğeler önemli ve üzerinde uzun uzun durulması gerekiyor elbette. Ama beni romana bağlayan ilk şey, ikisi de orta yaşlı, yazar bir kadın ve karikatürist bir erkeğin, kendilerini insanlardan yalıtıp, bir adaya kapanmaları oldu. Muhtemelen romanda bir kez geçen bir kelime, bu kaçışın anahtar kelimesiydi; Kahir ekseriyet.  Dünyada insan sayısı giderek çoğalıyor. Diğer yanı ile çeşitlilik ve farklılaşma da artıyor gibi görünüyor. Ama ne yazık ki, yüzeydeki bu yayılma derinliğe yansımıyor. Sığlık insanlığın ortak karakterine dönüşüyor. Bu nedenle, kendi hayatında derinliği arttırmayı başaran insanların ilk hedefi, kendi yaşamlarını insanların büyük çoğunluğundan ayrıştırabileceği bir inzava yaşamı örmek oluyor.  Romanı bu düzlem üzerinden okumanın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle romandaki kadın karakter olan yazar Eve’nin yazdığı tek kitaptaki bir alıntı bu noktaya temas ediyor; “Ben serpilip gelişirken, insanlık çöktü, derisi pörsüdü”. Roman, kendi uygarlığımızın acizliğini ortaya çıkaran ve bugüne kadar varlığının farkına varmadığımız farklı bir uygarlığın, büyük bir felaketin eşiğindeki dünyamızı kurtarmak için gün yüzüne çıkmasının hikayesi. Aslında belki bu hikaye, dünya dışı varlıklarla da örülebilirdi ve o zaman bilimkurgu romana dönüşürdü. Ama muhtemelen Amin Maalouf insanlardan umudunu kesmek istemediğinden ve insanlığın içinde farklı bir uygarlığın yolunu açabilecek cevherin bulunduğuna inandığı
Edebiyat
Empedokles'in DostlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20216,5bin okunma
Reklam