Mahmut Kemal

Mahmut Kemal
@Bibliyograf_
Parti Sırrı: Gençliğe Emanet Edilen Devrim
7/10
·150 syf.··
2025 65. kitabı
Marko Marçevski’nin Parti Sırrı (Bulgarcası - Партийна тайна, Partiyna Tayna), Bulgaristan’ın Nazi işgali ve yerli faşist rejim altındaki yıllarını, dağdaki partizanlarla köy arasındaki hattı taşıyan yoksul bir delikanlının gözünden anlatan kısa bir roman. Yazarın siyasal biyografisiyle birlikte düşünüldüğünde, metin hem sosyalist gerçekçi gençlik edebiyatının, hem de anti-faşist propaganda literatürünün tipik ama ilgi çekici örneklerinden biri. Romanın merkezinde, “parti sırrı” etrafında kurulan gerilim var. Silahların saklandığı yerler, bağlantı noktaları, mektuplar, kuryelik görevleri.... Tüm bunlar, giderek kahramanın kişisel hayatını belirleyen bir yüke dönüşüyor. Sır, “tarihsel davanın” emanetidir; bu yüzden ihanet ihtimali hem ahlaki hem siyasal bir kopuş gibi kodlanır. Genç kahramanın aile, köy ve parti arasında sıkışan sadakati, metnin asıl dramatik eksenini oluşturuyor. Marçevski, partizan hareketle iç içe geçmiş yaşamı nedeniyle, direnişe katılan gençlerin yaşadıklarını içeriden yazan bir isim. Bu gençlerin anı ve tecrübeleri, romana hem güç hem zaaf kazandırıyor. Güçlü tarafı, köy hayatındaki korku atmosferini, jandarma baskısını ve dağdaki “görünmez” savaşın sıradan insanların gündelik hayatına nasıl sızdığını canlı bir dille aktarabilmesi. Zayıf tarafı ise, sosyalist gerçekçiliğin bilindik şemalarına sıkı sıkıya bağlı kalması: partizanlar neredeyse kusursuz, düşmanlar neredeyse karikatür derecesinde kötü; gri alanlar, tereddütler, politik ikilemler çoğu zaman bastırılıyor. Dil ve üslup, açıkça genç okura göre kurulmuş. Kısa bölümler, hızlı sahne geçişleri, gece yolculukları, baskınlar ve kaçışlarla örülmüş macera duygusu, kitabı “kolay okunan” kılıyor. Buna karşılık ideolojik söylemin doğrudanlığı, bugün yetişkin bir Türk okuru için yer yer didaktik ve
Parti SırrıMarko Marçevski · Yar Yayınları · 201672 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Devrim ve İç Savaş Yıllarına Destansı Bir Tanıklık
10/10
Bu kitabı okuyalı belki 7-8 sene oldu. Daha önce yutub'da kitap hakkında bir video hazırlamıştım. Buraya da yazalım. Sonundaki Notlar kısmını da okumadan geçmeyin. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını okuduysanız, Durgun Don’da Tolstoy’un Şolohov üzerindeki etkisini görebilirsiniz. Savaş anlatımı, insan faktörü, değişimin takipçiliği temaları her iki romanda da var. Yabancı gelmeyecektir. Şolohov kendi romanındaki Tolstoycu etkileri şöyle açıklar: ‘’Benim romanımdaki Tolstoy etkisi bir öykünme değil, geçmişten alınmış bir mirastır.’’ Ancak bir fark var. Tolstoy, Savaş ve Barış’ta insanı ele alarak bir toplum analizi yaparken; Şolohov, Durgun Don’da sosyalizmin ruhuna uygun olarak, ferdin gelişiminde toplumsal etkileri vurgular. Ayrıca Türk Edebiyatından daha önce Yaşar Kemal’i okumuşsanız yine tarzı yabancı gelmeyecektir. Eserde anlatılan hikâye yaklaşık olarak on yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Mayıs 1912’den Mart 1922’ye kadar olan sürecin işlendiği eserde Melekov ailesi ön planda olmak kaydıyla Don bölgesinde geçen olaylar işlenmektedir. Barış döneminde başlayan eserin konusu sırasıyla I.Dünya Savaşı, devrime bağlı olarak gelişen İç Savaş, Kazak ayaklanmasıyla devam etmektedir. Ardı arkası kesilmeyen savaş içerisinde karşılaşılan olaylarla birlikte eserde asıl olarak bir halkın kaderi anlatılmaktadır. Devrim sonrasında Kazakların var olma mücadelesi ve bu uğurda trajik bir şekilde gelişen kaderleri eserin merkezini oluşturmaktadır. Tüm bu olaylar Melekov ailesinin suretinde geniş bir şekilde ele alınmaktadır. Karakterlerin çokluğu bazen kafa kartıştırabilir ama takmayın. Okudukça yerine oturur. Söylendiğine göre kitapta büyüklü küçüklü farklı rolleri olan altı yüzden fazla karakter varmış. Dört cilt yazılan Durgun Don birbirinden kesin biçimde ayrılan dört
Durgun DonMihail Şolohov · Yordam Kitap · 2018255 okunma
Siperlerde Yokedilen Bir Gençlik ve Bir Neslin Tükenmişliği
9/10
·216 syf.··
2025 64. kitabı
Bu kitabı okuyalı yaklaşık 5 sene oldu. Buraya da bir inceleme yazalım. Can Yayınlarının 1983 baskısından okudum. İki kitap bir aradadır onda. Batı Cephesi ve Dönüş Yolu diye. Burhan Arpad tercümesidir. Dönüş Yolundan da bahsedeceğim sonunda. En başta şunu söyleyeyim, bu kitabın ayırt edici bir özelliği var. Bu kitabın yazıldığı tarihe kadar 1. Dünya Savaşı hakkındaki edebî eserlerin hemen hemen çoğunda savaş, İtilaf Devletleri askerlerinin, özellikle de İngiliz, Fransız ve Amerikan askerlerinin gözünden anlatılmıştır. Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok’un, bu algının kırılmasında önemli bir yeri vardır. Üniformaları farklı olsa da içindekilerin benzer insanlar olduğunu unutmamak gerektiğini vurgular. Aslında sinemada da hâlen öyle. Yani 1. Ve 2. Dünya savaşları filmleri hep İngiliz-Fransız-Amerikan bakış açısıyladır. alman tarafını anlatan filmler daha az. 1914 yılında savaşın başlaması ile tüm dünyada patlak veren milliyetçilik ve vatanseverlik fırtınası sayesinde tüm rejimler savaşa kendilerinden emin ve güçlü bir şekilde giriyorlar. Toplumlarda oluşan savaş yanlısı bu eğilim kitapta ana karakter Paul’un öğretmeni Kantorek’in öğrencileri savaşa gönüllü olarak girmeleri konusunda teşvik etmek amacıyla yaptığı bir konuşma üzerinden yansıtılıyor. Aslında savaşa katılmanın seçim değil bir zorunluluk olduğunu anlatan ana karakterimiz Paul, “korkak damgası” yememek için bu gençlerin savaşa katıldığını, kimsenin savaşın gerçek doğası hakkında fikir sahibi olmadığını söylemektedir. Anne babalarına, öğretmenlerine inanan bu çocuklar, savaşa girmekte tereddüt etmediler. Ancak o zamana kadar kitaplarından, öğretmenlerinden ve yaşadıkları yerlerden fazlasını bilmeyen bu çocukların inancı muharebeye katıldıkları anda değişiyor. Büyük beklentilerle, ailelerinin ve
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20154,053 okunma
Fransız Siperlerinden Savaşa Duyulan Öfke
9/10
·487 syf.··
2025 63. kitabı
Ateş, kurgusallığının haricinde büyük ölçüde Henri Barbusse’ün savaş sırasında yaşadıklarından etkilenerek yazılmıştır. Henri Barbusse, Crouy (Kruy) ve 119 rakımlı tepede ölen silah arkadaşlarına ithaf ettiği romanında, cephelerin ön saflarında yer alan ve çoğunluğu yoksul köylü ve emekçilerden oluşan Fransız askerlerinin acılarını, özlemlerini ve savaş cehennemindeki dönüşümlerini anlatır. Yanlış bilmiyorsam bu kitabın ilk baskısı 1975’te öncü yayınları tarafından yapılmış. Ben bu baskısından okudum. Suat Derviş hanımın tercümesi. Sonra 2002’de evrensel yayınları, 2018’de Kor kitap basmıştır. Roman, isimsiz anlatıcının savaşta geçirdiği zamanı kaydetmek için yazdığını ifade ettiği günlük benzeri anekdotlar biçimindedir. Alman işgalinden sonra Fransa'da Batı cephesinde bir Fransız birliğini konu ediyor. Anekdotlar ayrı ayrı olaylardan oluşur ve her biri, ayrı bir bölüm başlığına sahiptir. Kitap akıcı değildir onu söyleyeyim. ağır işliyor ,karakterleri kafada oturtmak biraz zaman alabilir. Sindirerek okumak lazımdır. Kitaptaki diyaloglarda mesela en saçma olanları bile anlamlıdır. Ekip üyeleri zor anlar yaşadıkları zamanlarda ve savaş hakkında dedikodular yapar sürekli. Bazı detaylar gerçekten olağanüstüdür. Bir arkadaşının çamurda boğulduktan sonra yüzünde geçirdiği değişiklikler, bir başkasının eski bir çizmeyi cesetten çıkarmak için gösterdiği çaba. Bir başka yerde mesela, anlatıcının gurubu gecenin ortasında siperlerde kayboluyor. ön safları bulmaya çalışmak için bir kanalizasyon kanalından geçmek zorunda kalıyorlar. Anlayacağınız kelimenin tam anlamıyla ayak bileklerine kadar pisliğe batıyorlar. Fransız ve Alman siperleri arası yaklaşık 40 metre. (Bizim Çanakkale cephesini andırır bir şekilde) Yani bir bomba atımı mesafesi. Kimi yerlerde uzun diyaloglar var
AteşHenri Barbusse · Öncü Kitabevi · 1975116 okunma
Soljenitsin'e Göre Rusya Birinci Harpte Neden Yenildi?
7/10
·846 syf.··
2025 62. kitabı
Soljenitsin artık yavaş yavaş unutulmaya başlanan bir isim ama bir zamanlar yazdığı üç ciltlik Gulag takımadaları adlı eseriyle ses getirmiş. Sovyet vatandaşlığından çıkarıldıktan sonra Amerika’da yaşamış. Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya dönmüş. 2008’de ölmüş. Devlet töreniyle gömülmüş biri, 2. Dünya savaşı gazisiymiş aynı zamanda. Ağustos 1914, Kızıl Tekerlek adlı dört ciltlik bir tarihî roman serisinin ilk kitabı. 1971’de basılmış. Ben hürriyet yayınları 1972 baskısından okudum. 840 sayfa. Bu baskı aslında Soljenitsin’in kitabı genişlettiği haliymiş. Serinin diğer kitapları Kasım 1916-1983’te, Mart 1917 ve Nisan 1917 ise 1995’te basılmış aynı yıl içerisinde. Ama diğerlerinin Türkçe tercümesini bulamadım. Sanırım pek ilgilenilmemiş tutmaz diye. Şimdi kitaba geçmeden önce şunları söyleyeyim. Kitapta çok fazla diyalog ve karakter var, hatta yan karakterler ve yan olaylar da. Biraz sıkılabilirsiniz. Ayrıca bu kitabı gerçekten okumak isteyenlere tavsiyelerim olacak. öncelikle 1. Dünya Savaşı’ndaki Tannenberg Muharebesi’ni bir okuyun derim. Çünkü kitabın ana konusu bu muharebe üzerinden ilerliyor. Çok fazla Rusça ve Almanca yer ismi var, savaş alanının geçtiği yerleri işaretlemek açısından. Sonra Tannenberg Muharebesinde Rus General Samsanov’un hayatını ve yine 1906-1911 arasında başbakanlık yapmış Pyotr Stolıpin’in biyografilerini okuyun. Kitaba geçelim. Soljenitsin’in 1914’teki Rusya manzarası gereksiz bir savaşa itilmiş, beceriksizler tarafından yönetilen, Lenin tarafından yıkılmakla tehdit edilen, Bolşevik fikriyle Zürih’te konuşlanmış, Rusya’dan nefret eden ve kendini yıkmaya çalışan bir ülke imajıdır. Yöneticiler sempatik olmak yerine gerçekte korkak ve aptaldır. Aşağı tabaka ve yüksek tabakayı birbirinden ayırdığı varsayılan bariyer basit değil ama
Ağustos 1914Aleksandr Soljenitsin · Hürriyet Yayınları · 197235 okunma