Olay örgüsü, karakterler, kitap öylesine değerliydi ki. Her şey titizlikle seçilmiş, her şey özenle yazılmış. Hep ertelediğim Zülfü Livaneli kalemi ile tanıştığım ilk kitabın Serenad olması benim için en değerli kısmı oldu sanırım. Bazı yerlerde acaba bana ağır mı gelecek diye düşündüm ama asla öyle olmadı. Resmen bir roman okumadım ben o romanı yaşadım. Sürekli kafamda hikayenin geri kalanı ile ilgili senaryolar yaratıyordum farkına varmadan. İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesini anlatan, çok ince, önemli ve detaylı bilgiler veren muhteşem bir romandı. Bana bi ara "inanamıyorum noluyor?" dedirtti. Kendi kendime bir sürü yol çizdim. Hikaye başlı başına beni derinden ve çok etkilerken 60 yıllık dokunaklı aşk hikayesi sarsılmama sebep oldu. Arka kapağında Selahattin Duman'ın da dediği gibi "Eğer Nobel organizasyonunun her yıl tek kitaba ödül verme refleksi olsaydı. Zülfü Livaneli 'nin bu son romanı o ödülü oybirliğiyle hak ederdi..." kesinlikle katılıyorum. Ciddi anlamda okurlarını büyüleyen bir romandı. Bazen "acaba roman değil mi? Acaba yaşanmış bir hikaye mi okuyorum ben?" diye sorguladım. Günümüze uyarlayabileceğimiz bazı kısımlar vardı, bunlar üstünde durup düşündüğümde tekrar tekrar anladım Livaneli kaleminin ne kadar sağlam olduğunu.Üslub, olay örgüsü, zaman kavramları o kadar iyi verilmiş ki resmen yaşıyorsunuz kitabı okurken. Okuduğunuzda ne kadar geç kaldığınızı düşünüp pişmanlık duyacağınız bir kitap diyebilirim. Vakit kaybetmeyin! Bu değerli eseri, bu değerli kalemi mutlaka tatmalısınız.