Herkes kendi kaderini yalnız başına yaşıyordu ve ömür bir yanıştan ibaretti. Değil mi ki ezel gününde bütün âşıklar "Evet!" cevabını "Bela!"diyerek dillendirmişlerdi, şimdi elbette belâlar ile sınanacak, aşklarını bir gömlek daha yükseltebilmek için kalplerini kor alevlerde yakacaklardı.
Vuslatı isteyen âşık ayrılığa hazır olmalıydı. Bunun içindir ki ben, en mesut aşığın, devamlı vuslatı isteyen ama hic vuslatı yaşamayan âşık olduğunu düşünüyordum. Sevgilinin gelişinin ayak seslerini duyarak kıyamete kadar yaşanılabilir ama vuslata erdikten sonra gideceğinin korkusuyla hemen can verilirdi. Sonunda vuslat olan bir ayrılık, dertleri bile zevke dönüştürür ama sonu ayrılıkla bitecek bir vuslat sevincikadere boğardı.
'Hem dünya kokuyorsun hem de ukba. Hem toprak kokuyorsun hem derya. Belli ki ikisinin arasındasın. Gitmek ile gelmek arasında, bakmak ile görmek arasında, aşk ile sevmek arasında; lakin en ziyade susmak ile söylemek arasında.'