Bir gece yatıyordu, ben de yanındaydım. “Babacığım, mezarımı toprakla örttükten sonra üzerine bir ekmek kabuğu ufala” dedi. “Serçeler gelir; seslerini, duyar, yalnız olmadığıma sevinirim.
…………………….
Ekmek kabuğunu cebinden çıkardı, ufalayarak parçalarını mezara serpmeye koyuldu. Hem atıyor, hem “Gelin kuşlar, gelin serçecikler!” diye mırıldanıyordu…
Bir adam ki yedi sekiz sene, gece gündüz demeyerek göz nuru döküp kendini yetiştirmeye çabaladıktan sonra bu kadar mükâfata da nail olmazsa eğitimin ve okumanın ne ayrıcalığı kalır ?
O zaman hayatı, aşkı, ölümü, felsefeyi, edebiyatı 140 karakterlik tweet’lerle ifade eden bir kuşakla konuştuğumu daha derinden kavradım. Aramızdaki uçurum kapanmayacak cinstendi.