Ona cesurca sordum.
Tıpkı bir savaş meydanında, tüm gardını bir kenara bırakıp düşman saflarına doğru koşan bir savaşçı gibi…
Yaralanacağımı, hatta ölebileceğimi bile bile… Belki, dedim, belki bir umut…
Belki hedefe ulaşırım.
Ama onun sessizliği bıçak gibi değildi;
Onun kelimeleri, o bıçağın bile kesemeyeceği kadar keskindi:
“Seni tanıdığım günden bu yana, sende hiçbir olumlu değişim görmedim,” dedi.
Ve işte o an…
Ben artık okların bana isabet etmesini bekleyen biri değildim.
Ben, okun yönüne doğru bilerek koşan,
O acıyı kalbinin tam ortasına saplamak isteyen bir savaşçıya dönüştüm.
Çünkü düşündüm:
Eğer ölüme ben koşarsam, belki bu azap daha çabuk biter.
Belki bu ızdırabın sonu gelir.
“BB”