Hayatınızın her gününü bir ziyafet sofrasındaymış gibi yaşamayı unutmayın. Sofrada elden ele dolaştırılan bir şey görürseniz sıra size geldiğinde elinizi uzatın ve siz de yardım edin. Sıra sizi atlayıp geçti mi? Başkalarına mani olmayın.
Sıra henüz size gelmedi mi? Önünüze gelecek şeye duydu ğunuz arzuya kendinizi kaptırmak yerine sabırla sıranın size gelmesini bekleyin. Bu tavrı çocuklarınıza, eşinize, işinize ve sağlığınıza karşı da koruyun. Gün gelecek bunun sayesinde tanrılarla aynı ziyafet sofrasını paylaşmayı hak edeceksiniz." Epiktetos, Kılavuz Kitap, 15 B ugünden sonra karşına istediğin bir şey çıktığında aklına Epiktetos'un hayatı ziyafete benzettiği metaforunu getir. Eğer heyecanlandığını ve bunu elde etmek için ne olursa yapabileceğini hissedersen (aynı sofrada ayağa kalkıp karşı tarafa uzanma ve birinin elindeki yemeği kapma isteği gibi) kendine şunu hatırlat:
Bu bir terbiyesizlik ve aynı zamanda oldukça da gereksiz bir davranış. O halde sabırla sıranın sana gelmesini bekle.
Bu metaforun başka yorumlamaları da mevcut. Örneğin böy lesi muhteşem bir sofraya davet ed ilmiş olmakla bile ne kadar şanslı olduğumuzu düşünebiliriz (minnettarlık). Acele etmemeli ve bize sunulan şeylerin tadını çıkarmalıyız (anın tadını çıkar mak). Karnımızı yiyecek ve içeceklerle tıka basa doldurmanın kimseye bir faydası yok hatta bunun sağlığa zararlı olduğunu bile söyleyebiliriz (ne de olsa en büyük günahlardan biri açgöz lülüktür). Ve son olarak, bir dahaki sefere ev sahipliği sırası bize gelecek ve biz onlara nasıl davrandıysak misafirlerimiz de bize öyle davranacak (yardımseverlik).
Afiyet olsun!
iki şey var ki, biz onlar hakkında daha sık ve daha düzenli kafa yordukça, ruhu hep artan bir hayranlık ve huşuyla dolduruyor: tepemizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimizdeki ahlak yasası." lmmanuel Kant, 1 788
H ayatındaki manikleri düşün. Bunu psikolojik bir rahatsızlık olarak yaşayanları değil, hayatlarının ve seçimlerinin bir parçası olarak yaşayanları. Ya göklerde uçarlar ya da yerlerde sürünürler. Günleri ya mükemmeldir ya berbat. Bu insanlar sence de çok yorucu değil mi? Sen de iyi dürtüleri ve kötü dürtüleri ayırt edebilecekleri bir filtreleri olsun istemez miydin?
Böyle bir filtre var. Adalet. Mantık. Felsefe. Eğer Stoacı dü şüncenin tek bir mesajı olabilseydi, o da şu olurdu: Her türden dürtüyle karşılaşacaksın. Sana düşen görev onları sanki elinde bir köpeğin tasmasını tutuyormuşçasına kontrol edebilmek. Daha basitçe anlatmak gerekirse: Harekete geçmeden önce düşün ve kendine şunu sor: Şu an kontrol kimde? Bana hangi ilkeler reh berlik ediyor?