Köyün birinde, bir çiftçi yaşarmış. Çiftçinin tek bir atı varmış ve bu at fırtınada ahırından kaçmış. Bu haberi duyan komşular hemen toparlanıp çiftçiyi ziyarete gitmişler.
“Eyvah, bu ne büyük bir şanssızlık!” demişler. Fakat bunu duyan çiftçi sadece gülümseyip
“Belki öyledir, belki değildir.” demiş. Komşuları şaşırmışlar tabii ki ama ne cevap verebileceklerini bilemeyip evlerine geri dönmüşler.
Bir hafta geçmiş ve çiftçinin atı yanında vahşi bir aygırla geri dönmüş. Çiftçi ve oğlu hemen atı ehlileştirmeye başlamışlar. Hadiseyi duyan komşular pek sevinmişler ve koşa koşa çiftçinin yanına gitmişler.
“Ne büyük bir mucize, ne şans! Çok mutlu olmalısın!” demişler.
Fakat çiftçi yeniden gülümsemiş ve
“Belki öyledir, belki değildir.” demiş. Komşular yeniden afallamışlar ve evlerine geri dönmüşler.
Aygırı ehlileştirirken çiftçinin oğlu düşüp bacağını kırmış. Komşular hemen toparlanmış ve çiftçiyi teselli etmek için ziyarete gitmişler.
“Tüh! Ne büyük şanssızlık!” demişler çiftçiye.
Ve yeniden çiftçi gülümsemiş,
“Belki öyledir, belki değildir.” diye yanıt vermiş.
Ardından Çin’de iki rakip hükümdar arasında savaş ilan edilmiş ve bu yüzden köy köy dolaşılıp askere alınabilecek genç adamlar aranmış. Çiftçinin de kapısına gelmişler. Fakat çiftçinin oğlunu yaralı görüp sadece aygırı alıp gitmişler. Komşular bunu duyunca, ne diyeceklerini bilememişler.