Ak vakitlerdir oruç vakitleri. Güneşi sulara batırır içimizden çıkan bir "beyaz el". Ve dünya çerçöpü, müneccim değneklerine döner, Hz. Musa'nın Asâsı olan oruç önünde.
Ve oruç, Hz. İsa'nın "gök sofrası"nı önümüze açar. Ki Hazreti Meryem, mihrabın yanında bulurdu her iftar saatinde o sofradan yiyecekler.
Ruh cüzzamı, iyiliğe yüz tutacaktır. Ve ölü dirilecektir oruç akşamlarında.
Ve orucun sancağında Ulu Peygamber'in mührü vuruludur. Kalbimizde de vurulu olduğu gibi.
Ve oruç, O'nun Hicretinden sayfalar açar yüreğimizde. Bir tarih olur, bizi mitleştirir. Reelin en çıplak anlarında mit kahramanları yapar bizi.
Ve bizler, dağılmış, darmadağın olmuş bizler, yeniden toplanırız Son Peygamber'in bayrağı altında, oruçla, namazla, hacla, kurbanla, dua ve îmanla.
Yolun kıyısında bakakalır inançsızlar ve inkârcılar. Ne olurdu onlar da bu yolculuğa, bu kutlu hicrete katılsalardı!
Evet, hicrettir bu. Ama, giderek, bir miraca dönüşür. İftar saatlerinde içilen su zemzem olur. Ve sonra Cebrail ve Refref gelir. Daha sonra da ateşin yakmadığı aşk kanatları...