Naz

Naz
@Binniminnio
Bol kitap , bol kahve Ig: @bittibukitap
Lisans
İstanbul
İstanb, 28 Temmuz 1994
344 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·120 syf.··
2026 37. kitabı
Ay içim şişti yahu. Gerek paragraf biçimiyle gerek de konusuyla. Japon yazarları böyle kabul ettik ama en azından şöyle akıcı bir olay örgüsü yaratsaydın be Hiroko’cum. Yanlış anlaşılmasın. Kitabı sevmedim değil; ama bayılmadım da. Tipik bir Japon edebiyatı örneği daha okumuş oldum. İlginç, farklı ama bu ülkenin yazarları hakkında hep söylediğim gibi karanlık. Kitap aslında adı üstünde bir hikayeye odaklanıyor. Fabrika, bir çalışma yeri ve buradaki sistemin kişiyi nasıl da içine hapsediyor oluşu. Hatta öyle bir fabrika ki içine tapınağı bile olan şehir kurulmuş. Üstelik rahip de orada yaşıyor. Fabrika içinde üç çalışan grubu mevcut. Kadrolular, sözleşmeliler ve geçici çalışanlar. Her grubun da yaka kartı renk renk hiyerarşilerine göre ayrışıyor. Anlayacağınız her şey tıkırında ilerlemesi gereken bir sistemin içinde düzenli. Makineler deseniz asla durmuyor. Çalışanlar makine sayısından tabii ki daha azınlıkta. Bir kişi birden fazla makineden mesul. Bir makine durdu mu; hemen diğerine geçiş ve sistemin bozulmadan çalışmaya devam etmesi. Ana karakterimiz iş başvurusuna başka bir pozisyon için gitse de kendisini bambaşka bir departmanda çalışırken bulur. Yani işe siz değil; sistemdeki açık karar veriyor. Konusuna dönecek olarak kâğıtları öğütme işinde olan ana karakterin fabrika içindeki varoluş mücadelesini okuyoruz. Bir yandan da yazarın Japonya’daki çalışma sisteminin absürtlüğünü gözler önüne sererek proleter kesimin bir nevi sesi olmayı hedeflediğini görüyoruz. Ezcümle, yine bir sistem eleştirisi… Japonya’nın sosyo demografik yapısının bir tezahürü. İlgilisi buyursun.
FabrikaHiroko Oyamada · Siren Yayınları · 20268 okunma
Reklam
Puan vermedi·240 syf.··
2026 36. kitabı
Sevemedim. Çok şaşırtıcı. Bir Hükümenoğlu romanını… Nerede “Harika Bir Hayat” kitabındaki kalem… Ne yaptınız böyle Hikmet bey? Bu kadar sığ bir metini kendisine konduramadım. Eli bomboş kalmış bir ana karakteri okuyoruz sayfalarca. Ne o yolcu gemisinin lükslüğü ne de o gemide yaratılmaya çalışan gizem geçiyor. Son turunu yapan sessiz gemide bir gerilim yaratılmaya çalışılıyor ama olaylar havada kalıyor. Bir anda mutlu son, kurtuluş geliyor. O gizem puf oluyor. Tam gerilecektim, ne oldu? Konusuna gelirsek Hikmet Bey, eşi Merve ve asistan Murat ile beraber Efes gemisinde İstanbul’a dönüş yolunda olan bu üçlünün arasındaki sırları keşfediyoruz. Zira Murat ile Merve lisede can ciğer kuzu sarması olmuş iki sevgiliyken yollar seneler sonra bu ikili birbirine tekrar denk gelince hikaye şekillenmeye başlıyor. Murat’ın o sıralarda hali içler acısıdır. Merve’nin teklifiyle Murat, bu ailenin evinde de kalarak Hikmet Bey’in romanlarını yazmasına yardımcı asistan olur. Zira, kendisi eskiden öyküler yazan bir genç. Bir yerden sonra Murat, Hikmet Bey’in emek hırsızlığı yaptığını söyleyerek kitaplarına Murat’ın cümlelerini eklediğini söyler. Yeni çıkacak kitabı üzerinde çalışan bu ikili yeni bir hikaye oluşturur. Hikayedeki ana karakterler geçmişteki Murat ve Merve’dir. Hikmet Bey’in aralarında geçmişi ilişkiyi anlaması için oyun oynamaya çalışan Murat ava giderken avlanır. Konusu bölük pörçük. Hikmet bey, kitabında da açıkça belirttiği gibi boşlukları okura bırakıyor. Tanrısal bakış açısını bizim de sahiplenmemiz gereken bir kurgu ve kesinlikle zayıf bir olay örgüsü. Bir yerden sonra sıkılıp sonunda bir şey olsun da fikrim değişsin hissiyle okusam da yok sonu da tatmin etmedi. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim şu tarz kitapları şu kitle; bu tarz kitapları bu kitle okur gibi
47 Numaralı KamaraHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 2026212 okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2026 35. kitabı
Bu kitap tam da modern insanın hayat koşturmacasındaki kendini kaybedişini mesele etmiş bir hikayeyi baz alıyor. Lale ve Kaya … İki başarılı yetişkin ama kendi hayatlarında bir amaç edinememiş mutsuz iki birey. Lale, tam olarak ne anne ne baba sevgisi görmüş bir kadın. Anneanne ve babaanne evleri arasında geçen bir çocukluk ile şu an yalnız yaşayan bir plaza kadını. Çocukluğunda arkadaşlarının evinde aradığı aile sıcaklığını yetişkin olduğunda da aramaya devam ediyor. Hikayenin arka planında sürekli bu arayışı hissederken kimi zaman Lale’nin geçmişine perde aralıyoruz kimi zaman da şu anki yetişkin Laleyi tanıyoruz. Kaya’ya gelirsek o da çok başarılı bir ofis çalışanı fakat kendi yalnızlığından kurtulamamış bir yetişkin. Onun da geçmiş yarası çocukluğundaki evlatlık verilme hikayesi. Bir kafede yolları kesişen bu iki yetişkinin denk gelmesinde görüyoruz ki var bir mukadderat. Bundan sonrası Lale’nin babaanne evinde yaşadıkları, bir anda kendisini bulan hastalığı, Kaya’nın geçirdiği kaza ve talihsizlikler… Duvarlarla örülmüş hayatını teriyle sıvayan Lale’nin bu hikayesine Deniz hanımın güzel tasvirlemeleri ile kapılıp gidiyorsunuz. Hikayenin içerisinde sizi bekleyen bolca durum çıkarımları, yerinde benzetmeler ve çubuk salçalı makarna ile vişne suyu ve bolca kahve.
Et Duvar Ter SıvaDeniz Toprakkaya · Perseus Yayınevi · 202334 okunma
Puan vermedi
Violaine’yi tebrik ediyorum. Cesarettir annesinin hayatını bütün çıplaklığıyla dünyaya sunmak. Aynı zamanda başarıdır da bütün hisleri okuyucuya geçirecek bir anlatı diline sahip olmak. Kitabın sonunda ağlamak üzereydim. Violaine Huisman’ın bu otobiyografik metni hem çok güçlü hem çok yoğun. Okurken birçok duyguyu aynı anda yaşıyorsunuz. Üç bölümden oluşan kitabın üç bölümü de birbirinden tamamen farklı gibi görünse de her bölüm bir diğerinin tamamlayıcısı. İlk bölümde depresif bozukluğu bir anne ile beraber iki kız çocuğu- Violaine ve ablası Elsa’yı tanıyoruz. Bu bölümde Violaine, annelerini her koşulda sevdiklerini ve onunla yaşamanın yollarını öğrendiklerini aktarıyor. Anneye bol bol kızdığımız bölüm tam da buralar. Öyle sahneler var ki bu da mı diyerek küçük şoklar geçiriyorsunuz. İkinci bölüme geçtiğimizde ise annenin Catherine olduğunu öğrenip doğumundan itibaren kendisini tanıyoruz. Hasarlı ebeveynleri ile tanışıyoruz. Yüksek albenisi ile hayatında ilişkilerinin bolca çeşitlendiğini öğrendiğimiz bu aykırı kadın Catherine’ye artık bambaşka gözle bakmaya başlıyoruz. Kızları doğduktan sonra annelik yükünün altında ezildikçe nasıl değişmeye başladığını da bu bölümde aydınlatıyoruz. Son bölüme geçtiğimizde ise Catherine intihar etmiştir. Kızların artık yetişkin kadınlar olarak hala anneleri ile bağlantıda kaldıklarını öğrenip annelerinin son isteğini yerine getirme çabalarına tanıklık ediyoruz. Kızların anne sevgisinden yoksun kaldıklarını düşündürten bu hayat hikayesinde ikisinin de hiçbir nefret veya öfke belirtisi göstermeden annelerine nasıl da sahip çıkıyor oluşları bu hikayenin kesinlikle can alıcı çelişkisi. Annelerini davranışlarından muaf görmeleri kızların olgunluğundan mıdır yoksa bir tür bağımlıklıktan mıdır oralar meçhul. Ebeveynler ile ilgili
Annenin KitabıViolaine Huisman · Siren Yayınları · 202588 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 34. kitabı
Öyle olay örgüsü beklemeden gelecek üzerine yaratılmış dünyaya odaklanacağınız bir okuma. Değişik bir konu, alaycı bir anlatım ve distopik bir geleceğim kurgusundan bahsediyorum. Japonların ilginç edebiyatına buyrun bir örnek daha. Tek farkı bu pek karanlık hissettirmedi. Güneşli keyifli bir günde okumuş olmamın bu düşüncemde payı olduğunu düşünmekteyim. Biraz anlatayım karanlık mı değil mi siz karar verin. 100 yaşını geçmiş ve ölemeyen bir nesile ait olan büyük büyük dede Yoşiro ve torunun oğlu Mumei. Çocuğun adının anlamı “adsız”. Bu ikilinin hayatının bir kesimine dahil oluyoruz. Mumei’nin annesi doğumda ölüyor; babası da kaçıp yok oluyor. Geriye hastanede tek bir kişi kalıyor: Yoşiro. İlerleyen sayfalarda zaten görüyoruz ki annesiz babasız tek başlarına kalmış çocuklar çok normal. Çünkü çevrelerindeki çocukların çoğu bu durumda. Anne ve baba kelimeleri ülkede pek kullanılmıyor. Japonya bu sıralarda dış dünyaya kendini kapatmış. Meyvelerin ithalatı kesildiği için halk şikayette; farklı şehirlerde üretilen mandalinaları da şehir kendi içinde tüketme politikası izlemekte. Ülkede garip garip günler kutlanıyor. “Ha Gayret Yaşlılar Günü” veya “Çocuklardan Özür Dileme Günü” özel günlerden iki örnek. Elektrikli eşyalar deseniz hayattan uzaklaştırılıyor. Önce elektrikli süpürge sonra da çamaşır makineleri. Hatta cep telefonları da. Nobel ödülü alacağı düşünülen yazarlara da bahis oynanıyor. Hayret edeceğiniz geleceğin şekillerinden daha neler var neler. Toparlarsak, kimi zaman mizaha kaçan eleştirel dili ile kitabın yazarı Yoko Tawada’nın aynı zamanda dile gösterdiği hassasiyeti ve minik oyunlarını okumak baya keyifli. Okurken kendinizi kitapta yer edinen her bir cümlenin varoluş nedenini irdelerken buluyorsunuz. İlk sayfalarda ne okuyorum derken ortalara doğru kitabın
Tokyo'nun Son ÇocuklarıYoko Tawada · Siren Yayınları · 20201,010 okunma
Reklam