Sen, derinliği öylesine yüklen ve getir ki, her insan bu derinliği kendi derinliği sansın, şuur altında bir umut buğusu, gerçek insana rastlayacağı güvenini kaynatıp dursun.
İnsan, beş yüz yıl önce İstanbul'da, bin yıl önce Bağdat'ta, bin üç yüz yıl önce Mekke'de, bin dokuz yüz yıl önce Kudüs'te, üç bin yıl önce Mısır'da, dört bin yıl önce Babil de üstün insanın bulunduğunu bilir de, kendi gününde yaşayacağına inanmaz.
İnsansa, kutlu rüyalardan bile uzakta uyumaktadır. Şafak gelmiş kapıya dayanmış, bıçak boğazda, güneş ırmakta, kuzu annesinin memesine yaklaşmakta. Yine de insan uyumaktadır.