"Uzun bir aradan sonra aynanın karşısında tekrardan yapayalnızdım. Uzun uzun baktım kendime . En çok da gözlerimin içine odaklandım. Kaybolup gitmek istiyordum gözbebeklerimin siyahında . Bazı şeyleri hiç yaşamamak , bazı acıları hiç çekmemiş olmak isterdim. Aynaya baktığımda hüznün gülüşüme yansımasını değil de mutluluğun gözlerimdeki parıltısını görmek isterdim. "
İnsan sevdiği insana karşı öfke duyabiliyordu. Hattâ bazen çok masum sayılabilecek nefret söylemleri edebiliyordu. Sevgi işte iki ucu sivri bıçak gibi. Bir ucu mutluluk bir ucu keskin bir acı. Her şeyin bu dünyada zıddıyla var olduğu gibi. Zaten içinde özlem barındırmasa , sabrını sınamasa , yokluğunda seni sana kırdırmasa sevgiyi sevgi yapan ne olurdu ki ?
Yakup Kadri, İnebolu'dan bu tarafa yapılan yolculuğu getirdi hatrına. Kastamonu limanından başlayarak kilometrelerce süren yolun her kısmında çırpınan , mücadele veren insanları görmüştü . Giyimleri farklıydı. İhtişamlı iskarpinlerden , parlak kunduralardan ve afili redingotlardan azade bir kalabalık hareketleniyordu onun etrafında . Yamalıydı şalvarları, ayaklarında yıpranmış , yırtılmış pabuç ve çarıklar vardı. Güneş yanığı tenlerdi gördüğü . Başı önünde bir ileri bir geri giden insanlar topluluğu...
Bir büyüğüm derdi ki ; hainlikle budalalık arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu çizgi, bıçağın ucu gibi keskindir. Bu ince çizginin hangi tarafına düşsen kesilip gidersin! Onlar da çok iyi biliyor ki ; İngilizler , Misak-ı Milli'nin onayladığı bir hükümeti ya da meclisi kendi başına bırakmaz.