"Bana sığınması derdini anlatabilmesi için ona yardımcı olmadım, her hatasında kızımı azarladım ,bir baba olarak yerine getirmek zorunda olduğum görevlerimi bile ona bir lütuf gibi sundum, ben güvenebileceği , başını omzuma dayayıp ağlarken babacığım baba yardım et diyeceği bir insan olamadım. Varsa yoksa iş güçle uğraştım . Karnını doyurduğum , okula gönderdiğim için böbürleneceğime keşke kızıma bir derdin mi var yavrucuğum diye sormak aklıma gelseydi. "
"Melek ismini kızına karısı vermişti. Ölümler hastalıklar,ayrılıklar, hayal kırıklıkları ve bunları takip eden bunalımlar bu adın anlamının Melek üzerindeki etkisini değiştirmişti. Şimdilerde çocuğun eziyet gördüğü bu evde düşlerini büyüten sonra onların yok oluşunu izlemek zorunda kalan, mutsuz geçen her günle sönen , sarkan, buruşan , yaşadığı her yılı beş yıl gibi uzun ve acılı yaşayan Melek artık mazide kalan kızı değildi. "
"Ne dedesi ne de kadın ona bir yere ait olma duygusu vermemişti. Önceleri herkesin bu şekilde yaşadığını sanıyordu. Büyüdükçe diğerlerinin kalabalık ve mutlu ailelere sahip olduklarını gördü. Yoksa dedesinin anlattığı menkıbelerde sıkça adı geçen Âdem'in soyundan gelmiyor muydu? Bütün insanlar aynı anne babanın çocuğuysa neden diğerleri dünyanın tüm güzelliklerine sahipken o kupkuru bir ilgiden bile yoksundu. "