Mutluluğun, usta bir ressamın maharetli parmaklarından çıkan ve en somut hâliyle bir tuvalin üzerine resmedildiği o şaheserdim ben . Göğsümü bulutlara , yüzümü gökyüzünü aydınlatan güneşe , sırtımı da Rüzgâr'a yaslayacak kadar şanlı olan o kişiydim ben .
Yıllar sonra İstanbul'a ayak bastığım günden bu yana İlk defa bu kadar güzel gülümsemişti güneş dünyaya. Bugüne dek ya hafif hafif çiseleyen yağmur damlaları konuyordu kirpiklerime ya da gri bulutlar örtünüyordu göz kapaklarıma gizlice. Güneş de doğuyordu elbette ama dünya o günlerde kapı dışında bırakıyordu sanki beni, zamansız gelen misafirlere evde yokmuş numarası yapan ev sahibi gibi. Şimdi de ben aynı duyarsızlıkla sırtımı dönüyorum dünyaya . Beni ısrarla görmediği , duymadığı, umursamadığı günleri söke söke alıyorum inatla.