Hayata dışarıdan bakan bir kız Mücella. Kendi hayatını yaşamayan başkasının yaşamına dahil olan birisi. Her annenin isteyeceği hanım hanımcık, annesinin sözünden çıkmayan Neyyire hanımın hamarat kızı.
Çocukluğumuzda bize söylenen akşam ezanından önce eve dön sözünden daha katıydı Mücella'ya konulan kurallar. Babasız kız çocuğu büyütmek kolay değildi sonuçta 5.sınıftan sonra okula gönderilmedi laf söz olmasın diye. Genç kız oldu bakkala bile gitse "sakın bir yerde oyalanma, eve dön bir an önce" denildi adı çıkmasın diye. Öyle ya bu ülkede kadın olmak hep zordu. Yaşı ilerledi, mevsimler geçti, saçlarındaki beyazlar siyahları yendi ancak Mücella için her şey aynıydı. Mahallelinin diline düşmemek, annesinin sözünden çıkmamak için hayatını bile yaşayamadı Mücella, tıpkı bu ülkedeki binlerce kadın gibi.
Mücella'nın hayatını okurken bir yandan da 1900'lü yıllardaki Türkiye'ye şahit oluyoruz. 2. Dünya savaşını okuyoruz gazetelerden, hükümetin değiştiğini öğreniyoruz bayramda bir araya gelen erkeklerin sözlerinden, sağ-sol çatışması oluyor sonra 40 yıllık komşular birbirine küsüyor, radyodan her gün birinin yaralandığını duyuyoruz. Kore savaşına asker gönderip Almanya'ya işçi yolluyoruz. Kitaba yönelik eleştirilerimden biri de burada geliyor. Ne kadar tarih kitabı olmadığını bilsem de o dönemlerden birkaç satırlık cümlelerle geçiştirilerek anlatılmasını değil daha çok bahsedilmesini isterdim.
Bir de Nazan Bekiroğlu'nu 'Nar Ağacı' kitabıyla tanıyan bir okur olarak ne yazık ki o kitaptan aldığım lezzeti 'Mücella' kitabından alamadım. Okurken yer yer sıkıldım, bir an önce bitirmeye çalıştım. Yapılan betimlemeler güzel olsa da bir şeyler eksik gibiydi. Bir hareket bekledim, başkaları için yaşamaktansa kendi hayatının başrolü olsun istedim ama bu kitap bu ülkedeki kadınların