Betül

Puan vermedi·344 syf.··
2025 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2025 00:14
Hayata dışarıdan bakan bir kız Mücella. Kendi hayatını yaşamayan başkasının yaşamına dahil olan birisi. Her annenin isteyeceği hanım hanımcık, annesinin sözünden çıkmayan Neyyire hanımın hamarat kızı. Çocukluğumuzda bize söylenen akşam ezanından önce eve dön sözünden daha katıydı Mücella'ya konulan kurallar. Babasız kız çocuğu büyütmek kolay değildi sonuçta 5.sınıftan sonra okula gönderilmedi laf söz olmasın diye. Genç kız oldu bakkala bile gitse "sakın bir yerde oyalanma, eve dön bir an önce" denildi adı çıkmasın diye. Öyle ya bu ülkede kadın olmak hep zordu. Yaşı ilerledi, mevsimler geçti, saçlarındaki beyazlar siyahları yendi ancak Mücella için her şey aynıydı. Mahallelinin diline düşmemek, annesinin sözünden çıkmamak için hayatını bile yaşayamadı Mücella, tıpkı bu ülkedeki binlerce kadın gibi. Mücella'nın hayatını okurken bir yandan da 1900'lü yıllardaki Türkiye'ye şahit oluyoruz. 2. Dünya savaşını okuyoruz gazetelerden, hükümetin değiştiğini öğreniyoruz bayramda bir araya gelen erkeklerin sözlerinden, sağ-sol çatışması oluyor sonra 40 yıllık komşular birbirine küsüyor, radyodan her gün birinin yaralandığını duyuyoruz. Kore savaşına asker gönderip Almanya'ya işçi yolluyoruz. Kitaba yönelik eleştirilerimden biri de burada geliyor. Ne kadar tarih kitabı olmadığını bilsem de o dönemlerden birkaç satırlık cümlelerle geçiştirilerek anlatılmasını değil daha çok bahsedilmesini isterdim. Bir de Nazan Bekiroğlu'nu 'Nar Ağacı' kitabıyla tanıyan bir okur olarak ne yazık ki o kitaptan aldığım lezzeti 'Mücella' kitabından alamadım. Okurken yer yer sıkıldım, bir an önce bitirmeye çalıştım. Yapılan betimlemeler güzel olsa da bir şeyler eksik gibiydi. Bir hareket bekledim, başkaları için yaşamaktansa kendi hayatının başrolü olsun istedim ama bu kitap bu ülkedeki kadınların
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·752 syf.··
2025 14. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2025 05:52
Lisede bir gün tarih dersindeyken tarih hocamız "Daha önce hiç Kurtuluş savaşı hakkında kitap okumayan var mı?" demişti. El kaldıranları görünce ne kadar üzüldüğünü hatırlıyorum. Çünkü kendi tarihini bilmeyen, imkansızlıklar içinde bir vatan kurmaya çalışan atalarını tanımayan; emperyalist devletlerin yanında sırf kendi çıkarları için gerek dini gerek milleti kullanan hacıdan, hocadan, sözde milliyetçilerden bu ülkenin neler yaşadığını bilmeyen; uçak alacak parası dahi olmayan ülkesini kurtarmak için enkaz haldeki uçaklara binip şehit olan insanları tanımayan; köydeki tüm erkekler savaşa gidince demiryolu döşeyen kadınları tanımayan; karşısında İngiltere'nin desteklediği kendi imkanlarından en az 3-4 kat kuvvetli bir Yunan ordusuna karşı savaşan ülkesini bilmeyen; Sakarya gibi büyük bir destanın ardından bile mecliste karşısında muhalefet olan, misak-ı milliye inanmayıp elindekiyle yetinmeye çalışan insanlara karşı milletine güvenen ve vatanına aşık Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamayan; ayağında çarık, silahında mermi olmadan "Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" sözünün ağırlığını yaşayan, bu vatanı onlara borçlu olduğumuz on binlerce yiğidi tanımayan bir gençliğin ülkesine nasıl bir faydası dokunurdu ki?.. Bu kitabı her Türk gencinin okuması, toprağında bulunan atalarının her birinin kanı için bile bu ülkeden vazgeçmeden çalışmaya devam etmesi gerekiyor.
Tarih
Şu Çılgın TürklerTurgut Özakman · Bilgi Yayınları · 202324,6bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2025 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2025 07:22
Matt Haig ile son zamanlarda çok fazla popüler olan Gece Yarısı Kütüphanesi kitabı ile tanışmıştım. Yalın dili, hikayenin basitliği ama bir o kadar da hayatın içinden oluşu çok hoşuma gitmişti. Bu kitabı da yazarı çok seven bir arkadaşımın tavsiyesiyle okudum. Yine aynı sade dil burada da var ancak bazı sayfalarda bu sadelik beni rahatsız etti. Bazı sayfaların tam ortasında x'de sürekli karşılaşabileceğimiz klişe bir iki cümleye yer verilmesi ve geri kalan KOCAMAN bir sayfanın boş olması hoşuma gitmedi. Bunların dışında kitaptan bahsedecek olursam daha önce derin bir depresyon yaşayan yazarın kendi hayatından çıkardığı dersler, yaşama tutunmak için yardımcı olan sözler, hoşuna giden şarkı, kitap ve film önerilerinden oluşuyor. Bazı fikirlerine katılsam da bazılarının anlamına yaşamadan anlaşılamayacağı kanaatindeyim. Hatta bunu yaşayarak öğrendim bile diyebilirim. Arkadaşımdan ödünç aldığım bu kitap kısa ve oldukça boş sayfası olduğu için hızlıca bitirmeyi planlıyordum ancak işlerim dolayısıyla okumam uzun sürünce arkadaşıma "ya aslında daha önce bitirirdim de..." şeklinde bir mesaj atmayı düşünürken fark ettim yaptığım yanlışı. Kitapta da geçtiği gibi: "Sürekli bir şeyler yapmak zorunda değiliz. Ya da bir şeyleri başarmak. Boş zamanlarımızı verimli kullanmak zorunda değiliz. Bazen de yalnızca kendimizi salıp bir şeyler hissedebilir, zamanı cips yiyip hayatta kalarak geçirebiliriz ve bu kadarı yeterlidir." Hayatın kısalığından yakınıp bir sürü şey okumaya çalışırken güzel kitapların tadına varmadan bitirmek o kitabı okumamış yapabilir bizi. Bu kitap aslında hadi okuyayım da bitsin değil de arada sırada, iyi hissetmediğinizde, kötü bir olayın üstüne, hayattan yorulduğunuzda açıp okuyacağınız bir kaç sayfadan ibaret. Tıpkı bu sabah yaptığım gibi sabah erken saatte kalkıp
Rahatlama KitabıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20225,5bin okunma
9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2025 23:14
Başlangıçta Fatih Sultan Mehmed’in hayatını öğrenmek için aldığım ve Feridun Emecen’in okuduğum ilk kitabı olan “Fetih ve Kıyamet 1453”ü anlatmaya geldimmm. Okuduğum ilk akademik tarih kitabı olması hasebiyle dilinin sadeliği ve anlaşılırlığı kitabın benim için en güzel yönlerinden biriydi. Doğu Hristiyanlığının merkezi konumunda olan Konstantinopolis'in fatihinden bahsederek başlanıyor kitaba. Çocukluk yıllarından, sancaktarlığını yaptığı şehirden, ailesinden, babası 2.Murad’dan ve tahtı oğlu 2.Mehmed’e bırakma nedenlerinden, tahtan indirilmesinden ve tekrar tahta çıkışından bahsediliyor kısaca. Tabi kitabı Fatih’i daha fazla tanımak için aldığımdan hakkında daha fazla şey okumak isterdim ancak kitabın da başlığına yansıyan asıl konuya fethe geçiş yapılıyor daha sonra. Fetih öncesi Konstantinopol’ün ekonomik ve sosyal durumu nasıldı, 2.Mehmed’in İstanbul’u bu kadar almak istemesinin dini ve siyasal nedenleri neydi, onun bu isteğine karşı çıkanlara tutumu nasıldı gibi konulara değiniliyor. Kitabın en çok sevdiğim yönü ise bahsedilen bir konu hakkında dönemin bir çok kaynağından bahsedilip (maalesef Osmanlı kaynağı çok sınırlı) en sonunda yazarın objektif olarak hangisinin daha tutarlı olduğundan bahsetmesi oldu. Kesin olmayan bilgilerde ise yeterli kaynak olmadığından bahsedilmişti. Fetih için yapılan hazırlıkları, kuşatma sırasında Osmanlı ve Bizans tarafında neler yaşandığını okurken sanki o anlar gözümde yaşanıyormuş gibi hissettirdi. Ayrıca surlara ilk çıkan kimdi, Ebu Eyyub el-Ensari’nin mezarının kuşatma sırasında mı yoksa daha sonra mı bulunduğu, gemiler bir gece de mi karadan yürütüldü, şehir sulh ile mi yoksa savaşla mı alındı gibi konulara da açıklık getiriyor. Bu kitabı okuduğunuzda İstanbul’un fethiyle alakalı aklınızda başka bir sorunun kalmayacağını ve
1000 Kitap
Fetih ve Kıyamet 1453Feridun M. Emecen · İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları · 2020423 okunma
Puan vermedi·648 syf.··
2023 21. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2023 01:04
Uzun zamandır fantastik kitap okumuyordum. Tekrardan okumaya kocaman ve farklı evrenleri, farklı ırkları, dopdolu ve birbirinden farklı karakterleri barındıran, aksiyonu hiç bitmeyen bir seriyle başlamak okuma serüvenimin top noktalarından biriydi sanırım. Ne anlatsam yetersiz kalacakmış gibi hissediyorum. Sapkowski o kadar büyük bir evren yaratmış ki neyden bahsetsem eksik kalacakmış gibi. Ayrıca bu kadar çok kavramın, kişinin, evrenin olması da bir müddet sonra kafa karıştırıcı olabiliyor. En iyisi siz daha fazla beklemeden kitabı okuyun. Son olarak böyle bir seriye eleştiri yapmak pek haddime değil ancak sonu beni tatmin etmedi. Bazı noktalarında çok havada kaldığını hissettirdi. Yani bazı kişilerden, olaylardan hiç bahsedilmeyebilirdi. Bende olayı anlamlandırmayı kolaylaştırmasından ziyade daha fazla kafa karışıklığına neden olup gerçekten bunlara gerek var mıydı dedirtti. Kitapla kalın efenim
1000Kitap
Gölün HanımıAndrzej Sapkowski · Pegasus Yayınları · 20201,029 okunma
Reklam