Bekle Beni- Zülfü Livaneli
Öncelikle sabırsızlıkla beklediğim bir kitap olduğunu söylemek isterim. Livaneli’yi ilk tanıdığım kitap Serenad’dı. Çok etkilenmiştim. Anlatımı, hikayesi hepsi çok güzel akıcı bir kitaptı. Livaneli’nin tüm kitaplarını çok heyecanlı okumuştum. Bu kitabı da o yüzden çok heyecanlı bekledim. Tam beklediğim gibi Livaneli’nin mükemmel anlatımı ve akıcılığıyla çok güzel bir roman olmuş.
.
Bekle beni adını aldığı gibi bir bekleyiş hikayesi. Selim ile Leyla’nın lise yıllarında başlayıp bizi 1968-70 döneminin çalkantılı Türkiye’sine götürüyor. Selim ile Leyla mutlu yuvalarında yaşarken bir şafak baskınıyla evinde alınır. O zorlu ve korkunç günleri başlar. Devletin baskısı, cezaevindeki işkenceler ve gençleri sindirme çabaları romanda çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Romanda Selim ile Leyla’nın birbirlerine yazdıkları mektupları, birbirlerini üzmemek için söyledikleri yalanları, aşk cümleleri birazda olsun içimizi ısıtıyor. Selim ile Leyla’nın aşkları, aralarına giren mecburiyet ayrılıkları ve Selim’in cezaevinde yaşadıkları okuyucuları derinden etkiliyor.
.
Livaneli’nin önceki eserlerine göre, bekle beni daha çok tarihi ve siyasidir. Kitap bittikten sonra kafa da tek bir soru kalıyor. Kitap okumak, düşünmek, araştırmak, fikrini söylemek suç muydu?
.
“insanın hayal hanesi, oğlum onun en saf umutlarını da en karanlık korkularını da bir araya getiren tuhaf bir diyar.”
“kaç nesildir bu topraklarda düşünen, yazan, çizen insanlar hapishanelerde çürür.”
“kötülük nasıl tanımlanır ki? Kötü, kütüdür- her yerde, her cinste, her ülkede”
“hiçbir suç yükleyemedikleri için kitap okumak diye bir suç icat ettiler”
“ –suçları neydi?
-Bilmiyoruz. Galiba okuma yazma bilmektir.”