Cehenneme Övgü, iyilikle kötülük arasındaki çizgiyi ahlaki bir ders verme niyetiyle değil, insanın karanlık tarafını saklamadan göstererek sorgular. Metin, “cehennem”i dinsel bir mekândan çok, insanın içindeki bastırılmış arzuların, korkuların ve çelişkilerin metaforu olarak kurar. Okur, suçun ve günahın karşısında rahatlatıcı bir mesafe bulamaz; aksine metin, aynayı yüzümüze yaklaştırır.
Yazarın dili keskin ama süssüzdür. Provokatif başlık, içeriğin tonunu belirler: rahatsız eden, yer yer ironik, çoğu zaman da acımasız bir dürüstlük. Karakterler kurtarılmayı bekleyen figürler değil; yaptıklarıyla yüzleşen, bazen de bundan haz alan insanlardır. Bu yönüyle eser, ahlaki üstünlük taslamaz, okuru yargıç koltuğuna oturtur.
Cehenneme Övgü, kötülüğü yüceltmekten çok, onu anlamaya zorlayan bir metindir. Rahatsız eder, çünkü insanın en sevmediği gerçeği fısıldar: Cehennem çoğu zaman dışarıda değil, içimizdedir.
Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi, bir insanın yavaş ve sessiz bir biçimde hayattan silinişini anlatan derin bir karakter metnidir. Hikâyede Aziz Bey, geçmişin saygınlığıyla yaşayan fakat bugünün içinde giderek görünmezleşen, yalnızlıkla içten içe çürüyen bir adamdır. Tunç, büyük olaylar yerine küçük ayrıntılarla karakterin ruh halini açığa çıkarır; odanın sessizliği, bir eşyanın eskimişliği ya da Aziz Bey’in ağırlaşan adımları onun iç dünyasının simgesine dönüşür. Zaman, bu metinde bir düşman gibi değil, insanın fark etmeden yenildiği bir güç olarak işlenir. Aziz Bey’in gururu onu hayata bağlamak yerine ondan uzaklaştırır; kimseye sığınamayan, kimse tarafından da fark edilmeyen bir yalnızlığın içinde erir. Sonunda yaşadığı ölüm bile sönük ve sessizdir; tıpkı hayatı gibi, kimsenin göremediği bir köşede tamamlanır. Tunç’un anlatısı, insanın en büyük yıkımının dışarıdan gelen darbeler değil, kimseye söyleyemediği iç kırılmaları olduğunu hatırlatan hüzünlü bir ağıt gibidir.
Unutma Beni Apartmanı Kitap başlamasıyla bitmesi bir film gibi giderken hem bireysel travmaların hem de toplumsal travmaların bu denli iç içe zamanın git gelleriyle yorucu gibi dursada ustaca kaleme alınmış.
Zaman mekan ve kişilerin hızlı değiştiği kitaplar beni yorsa da #unutmabeniapartmanı bu yoruculuğa asla sebep olmuyor.
Ana kahramanımız Süreyya kendi 46 yılını kendi tarih sahnesindeki figürlerini anlatırken ülkenin toplumsal hafızasınada ışık tutup birçok gazete küpürünü ,akşam ajans başlığınıda hikayesiyle beraber anlatıyor bize…
Neden annesi bağrına basmadı, neden oda evladını çok sevilen bir Üçüncü şahıs olmaktan öteye geçiremedi…
Bu beton duvarlar hangi renk boyanırsa boyansın bazıları çok yaşanmış acı çok kokuşmuş hayatlarda barındırıyor.
Daha söylenecek çok şey var ama okumanızı ve içinizden şüphesiz çok yaralar çok iyileşmeler göreceğinizi düşünüyorum.
Öyle toplumun aşamadığı ilkelliği yüzümüze yüzümüze vurmuş yazar . İstediğimiz kadar eleştirelim . Aa bizi kötü göstermiş diyelim. Toplumun gerçekliği bir şekilde yazarların kaleminde
Sayfalarca aynı şeyi anlatmadı ve cümlelerin basitliği yordu birkaç araştırma dışında yeni hiç bir bilgi yok benim için. Ticari kaygı bence . Bazen bir kitaba kitle olarak bu denli yüklenilmesine anlam veremiyorum. Verdiğim paraya acıdım.