Felsefe ile ilgileniyorum. Varoluşsal şiirler ve hikayeler yazıyorum. Koleksiyon yapıyorum. Zamanımı okuyarak, bir şeyler üreterek ve koleksiyon ürünleri bulmaya çabalayarak geçiriyorum. Şeylerin erekleri hakkında düşünüyorum.
Nasıl ateşlice bir belagat sahibiydi,
Özensizdi nasıl aşk mektupları!
Tek şeyi solur, tek şeyi severdi
Ve nasıl başarıyla kendinden geçerdi!
Nasıl hızlıydı ve sevecendi bakışları,
Utangaçtı ve küstahtı, kimi zamansa
Pırıldardı uysal bir gözyaşı damlasıyla!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanı, kendisini kapattığı içsel kafes hakkında düşündüren bir şarkı. Beden, hem erişimimizin dolaysız olduğu hem de aşılamayacak duvarlar ördüğümüz bir ilişki içinde olduğumuz yegane şey. İçinde ölümü deneyimleyeceğimiz bir kutu. Zihnin sonsuz uğraşı. Kendiliğimizi deneyimleyebildiğimiz bir kılıf. Fakat bu kılıfı çıkarıp bir kenara koymak mümkün değil. Zihin ve beden eş zamanlı olarak varoluyorlar bana kalırsa. Bu diyalektik ilişkide hiçbiri diğerinden sonra ya da önce değil. Aynı anda doğar, aynı anda ölürler.
Yine dilediği gibi ölmemiş olmanın huzursuzluğu ile başlayan bir güne savrulmuştu varlığı. Oysaki uykusunda kıskıvrak avlanmış olmalıydı. Onu bir çırpıda yok edecek olan ölümden bile merhamet dilenmek ne acınasıydı.