Felsefe ile ilgileniyorum. Varoluşsal şiirler ve hikayeler yazıyorum. Koleksiyon yapıyorum. Zamanımı okuyarak, bir şeyler üreterek ve koleksiyon ürünleri bulmaya çabalayarak geçiriyorum. Şeylerin erekleri hakkında düşünüyorum.
Anımsayıp önceki yılların bir öyküsünü,
Anımsayıp önceki zamandan bir aşkı,
Yeniden duyarlı, yeniden kaygısız,
Lütufkar gecenin soluyuşuyla
Ses çıkarmadan sarhoş olduk biz!
Kim yaşadı ve düşündüyse, o içten içe
insanları edemez küçük görmeksizin;
Kim duyumsadıysa, onu sancıtır
Geri dönmeyecek olan günlerin görüntüsü
Onun için yoktur büyülenmeler artık,
Onu artık ejderhaları hatıraların,
Onu pişmanlıklar artık kemirir.
Bütün bunlarsa sık sık verir
Büyük bir alımlılık kişinin konuşmasına
Ve yeniden, avareliğe teslim olmuş,
Ruhsal boşluktan azaplar çekerek,
Kuruldu yerine - başkalarının usunu
Kendinin kılmak gibi övülesi bir erekle;
Bir yığın kitabı yerleştirdi rafın üstüne,
Okudu, okudu, ama hepsi boşuna:
Şurada kasvet, şurada aidatı ya da sayıklama;
Şunda bulunç yok, şundaysa anlam;
Türlü türlü zincirler herkesin giyindiği;
Hem eski zamanların devri doldu,
Hem yenilik sayıklıyor eskilere doğru.
Kitapları da o terketti kadınlar gibi
Ve rafı, üstünde kitapların tozlu ailesiyle,
Örttü bir yas zamanının tafta dokumasıyla
Sayfa 52 - Ruhsal boşluğun azabı, yıllardır isimlendiremediğim o yabanıl his. İşte çıkıverdi bir anda karşıma. Bir Rus'un kaleminden düşenlere bakarken hayranlıkla·Kitabı okuyor