Meursault, Yabancı romanının merkezinde yer alan, toplumun yerleşik değerlerine, geleneklerine ve duygusal beklentilerine kayıtsız kalan bir karakterdir. Onun en belirgin özelliği, olaylara duyarsız ve dışarıdan bakan bir gözle yaklaşmasıdır. Annesinin ölümüne ağlamaması, sevgilisi Marie’nin “beni seviyor musun?” sorusuna “önemli değil ama istersen evleniriz” gibi duygusuz bir cevap vermesi, onun hayata karşı nötr ve mesafeli duruşunu gösterir.
Meursault’un bu tavrı, aslında Camus’nün “absürd insan” tanımına çok uygundur. Ona göre hayatın mutlak bir anlamı yoktur; bu yüzden Meursault yaşamı sorgulamaz, olduğu gibi kabullenir. Bu özellik, onun toplumdan dışlanmasına ve sonunda idama mahkûm edilmesine kadar gider. Mahkeme sürecinde bile annesinin cenazesinde ağlamaması, işlediği cinayetten daha çok yargılanır.
Meursault’un gelişimi, romanın sonunda netleşir. Ölümle yüzleştiğinde, hayatın anlamsızlığını kabullenir ve yaşamı olduğu gibi, beklentisiz bir şekilde sever. Son sahnede “her şeyin doğru olduğu bu dünyada, kendimi mutlu hissettim” düşüncesiyle, Camus’nün absürd felsefesini içselleştirmiş olur.