Kötü insanları eylemlerinin yasadışılığı veya günahlarının büyüklüğü ile tanımlamıyorsak, peki nasıl tanımlayacağız?
Cevap: Günahlarında tutarlı oluşlarından. Yıkıcılıkları çoğunlukla pek belirgin olmamakla birlikte dikkate değer ölçüde tutarlıdır. Günahkarlıklarına tahammül etmeyi mutlak bir şekilde reddetmelerinin "çizgiyi aşan" kişilerin genel bir özelliği olmasından dolayı bu böyledir. Bizlerin de benzer bir bozulma yaşamamızı engelleyen en önemli şey, kendi günahkarlığımızı hissetmemizdir.
Hayatın iyilik ve kötülüğün bir karışımı olduğu, saf iyilik diye bir şeyin olmadığı ve kötülük potansiyelinin olmadığı bir durumda iyiliğin de olmayacağı tecrübesinin kalbi işte burasıdır. Hayat, kötülükten ayrı değil, kötülüğe rağmen iyiye ulaşmaktır.
Sevdiğimiz şeyle nefret ettiğimiz şey arasındaki ilişkinin çok tuhaf bir yönü vardır. Bunların genellikle farklı biçimlerde aynı şeylerdir. İdealize ve nefret ettiğiniz şeylerin imgelerini yan yana koyarsanız her ikisinin de kökünün aynı olduğunu görebilirsiniz. Aynı karakterlerdir ama farklı kıyafetler giyerler.