Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kierkagaard'a göre dinin özü akla aykırıdır; eğer o akla uygun olsaydı, herkes onu kabul
eder ve imanın özel bir değeri olmazdı. Kierkagaard'ın bu çok özel veya
kendine özgü görüşünü kabul etmek zorunda değilsek de imanın, özü
itibariyle bilgiden farklı bir şey olduğunu kabul etmemizde yarar vardır.
Sanat, sadece ve sadece bir oyundur, bir oyun kadar fayda-dışı, bir oyun
kadar ahlak-dışı, bir oyun kadar saf ve bir oyun kadar neşe verici olan
insaní bir etkinliktir. Öte yandan, insan ancak sanat aracılığıyla tam
olarak insan olur ve gerek duyusal ihtiyaçların, gerekse akılsal zorunluluğun alanından kaçarak gerçek anlamda özgür olur.
Tanrı, hukukta, şüphesiz, üçüncü taraftan istenen temel
niteliğe, yani fiilinin karşı konulmaz olmasının zorunluluğu niteliğine
başka herkesten daha fazla sahiptir ve bundan dolayı, hukukta üçüncü
taraf olan devlet çoğu zaman tanrılaştırılmıştır. Ama bu benzerlik, devleti, Tanrıya özdeş kılmaya veya hukukun kendine özgülüğünü inkar etmeye götüremez. Çünkü dinin veya teolojik amacın toplumsal gerçekle
bir ilişkisi yoktur. Hukukta adaleti gerçekleştirmenin ve kurala itaat ettirmenin ereği, bireysel özgürlüğü ve toplumsal barışı veya toplumsal barış
içinde bireyin özgürluğünü (veya hakların) güvence altuna almaktır. Oysa
dinde, onların ereği, ruhun kurtuluşudur. Böylece, dinde adalet, tanrısal
iyilik ve tanrısal sevgiyle karışır. Ama hukukta adaletin ve kuralın ereğinin bunlarla bir ilgisi yoktur.
Hukuk, insanlarla insanlar arasındaki ilişkileri konu alır. Oysa dini hukukta, insanların birbirleriyle ilişkileri, onların, aynı zamanda veya esas olarak Tanrı'yla ilişkileri olarak görülür. Böylece, hukukun, bu ilişkilerde
herhangi bir çıkarı olmayan, tarafsız ve fiilinin karşı konulmaz olması gereken bir merciin, üçüncü tarafin miüdahalesini gerektirmesine karşılık, dini hukukta Tanrı bir taraftır, iki kişi arasındaki toplumsal ilişkinin tarafsız olmayan bir tarafıdır. Bu ise, hukukun, artık, bir konusunun olmaması demektir. Çünkü adaletin önüne çıkarılan iki insanın karşılıklı ilişkilerine
ek veya esas olarak tanrısal bir varlıkla ilişki içinde oldukları düşünüldüğünde ortada, artık, hukuki bir durum söz konusu değildir. Onların böyle bir durumda içinde bulundukları durum hukuki değil, dinsel bir durumdur. Çünkü Tanrı'yla ilişki dinsel bir ilişkidir ve çünkü dinsel bir durum,
bireyin Tanrı ' yla yalız başına kaldığı durumdur.