Ömer Talha Demirci

Ömer Talha Demirci
@Blacksmith44
İstanbul Tıp Fakültesi // ITU CENG
63 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Çeşitliliği teşvik eden romantizm, bu anlamda tüketicilik akımıyla harika bir uyum içindedir. Bu kavramlann evliliği, sonsuz bir “deneyimler piyasası”nın oluşmasını sağlamıştır ve modern turizm endüstrisi de bunun üzerine kuruludur. Turizm endüstrisi, uçak biletleri ve otel odaları satmaz, deneyim satar. Paris bir şehir veya Hindistan bir ülke değildir. Bunlar tüketince ufkumuzu genişleten, insani potansiyelimizi ger­çekleştirmemizi sağlayan ve bizi daha mutlu yapan deneyimlerdir. Sonuç olarak, bir milyonerle karısı arasındaki ilişki dikenli bir yola girdi­ğinde, adam karısını pahalı bir Paris tatiline götürür. Bu gezi bağımsız bir isteğin değil, romantik tüketicilik akımının mitlerine duyulan coşkulu bir inancın yansımasıdır aslında. Eski Mısır’da zengin bir adam, asla iliş­ki problemini karısını Babil’e tatile götürerek çözmeyi düşünmezdi. Bunun yerine karısına, hep istediği şaşaalı bir mezar yaptırırdı.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Örneğin Peugeot, CEO’sunun hayali arkadaşı değildir. Şirket milyonlarca insanın ortak hayal gücünde yaşamaktadır. CEO şirketin varlığına inanır çünkü yönetim kurulu da buna inanmaktadır; tıpkı şirketin avukatları, sekreterleri, bankadaki veznedarlar, borsadaki aracılar ve Fransa’dan Avustralya’ya tüm otomobil satıcılarının inandığı gibi. Eğer CEO tek başına Peugeot’nun varlığına inanmayı bıraksaydı, en yakın ruh ve sinir hastalıkları hastanesine giderdi ve yerine de bir başkası geçerdi.
Sayfa 126·Kitabı okudu
Üçüncü bir biyolojik açıklama, kaba kuvvete ve şiddete daha az yer verirken, milyonlarca yıllık evrim sonucunda kadınların ve erkeklerin farklı hayatta kalma ve üreme stratejileri geliştirdiklerini öne sürer. Bu açıklamaya göre, erkekler doğurgan kadınları hamile bırakabilmek için birbirleriyle yarıştıklarından, üreme şansına sahip olabilmeleri her şeyden önce rakiplerini altedebilmelerine bağlıydı. Zaman geçtikçe de gelecek nesillere en hırslı, saldırgan ve rekabetçi erkeklerin genleri aktarılmış oldu. Bir kadının kendisini hamile bırakacak erkek bulmasıysa hiç sorun olmamıştı. Ama eğer torunları da olsun istiyorsa dokuz ay karnında taşı­dığı çocuklarına doğumdan sonra da yıllarca bakmalıydı. Bu süre boyunca çok az yiyecek bulma fırsatı bulacağından yardıma muhtaçtı, kısacası bir erkeğe ihtiyacı vardı. Hem kendisinin hem de çocuklarının hayatta kalmasını garanti etmek için kadının erkeğin sunduğu koşulları kabul etmekten başka çaresi yoktu. Zamanla, sonraki nesillere aktarılan kadın genleri, uysal bakıcı kadınların genleri oldu. Uzun süre iktidar mücadelesi veren kadınlarsa bu güçlü genlerini sonraki nesillere aktaramadılar. Bu farklı hayatta kalma stratejilerinin sonucunda, erkekler hırslı ve rekabetçi, dolayısıyla ticaret ve siyasette başarılı olmaya, kadınlarsa yoldan çekilip hayatlarını çocuk büyütmeye adamaya programlandılar.
Sayfa 163·Kitabı okudu
İlişkiler
Binlerce yıl boyunca filozoflar, düşünürler ve peygamberler parayı lanetleyerek onu tüm kötülüklerin kökeni olarak gösterdi. Öyle olduğunu kabul etsek bile para aynı zamanda insan hoşgörüsünün doruk noktası­dır. Para dilden, devlet yasalarından, kültürel yasalardan, dini inançlardan ve toplumsal alışkanlıklardan daha açık fikirlidir. Para insanlar tarafından yaratılmış ve neredeyse tüm kültürel farkları aşabilen tek güven sistemidir, ayrıca din, cinsiyet, ırk, yaş ve cinsel yönelim üzerinden ayrımcılık da yapmaz. Para sayesinde birbirini hiç tanımayan ve güvenmeyen insanlar etkin işbirlikleri yapabilirler.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Öte yandan, neden çok farklı kültürlere mensup ve çoğu konuda pek de anlaşamayan Çinli, Hintli, Müslüman ve İspanyollar altına olan ortak inancı paylaşıyorlardı? Neden örneğin İspanyollar altına, Müslümanlar arpaya, Hintliler deniz kabuğuna ve Çinliler ipeğe inanmadılar? İktisat­ çıların buna çok hazır bir cevabı var: Ticaret iki noktayı birleştirdiğinde, arz ve talep taşınabilir malların fiyatını eşitler. Nedenini anlamak için farazi bir durum hayal edin. Varsayın ki, Hindistan’la Akdeniz arasında ticaret başladığında Hintliler altınla hiç ilgilenmiyordu ve bu yüzden de altın neredeyse değersizdi. Akdeniz’deyse altın bir statü sembolüydü ve bu yüzden de değeri yüksekti. Bir sonraki aşama ne olacaktı? Hindistan’la Akdeniz arasında gidip gelen tüccarlar altının değerindeki farkı görecekler ve kâr etmek için Hindistan’dan ucuza altın alıp Akdeniz’de pahalıya satacaklardı. Sonuç olarak Hindistan’daki altın talebi ve dolayısıyla altının değeri bir anda çok artacak ve aynı anda altın akışı sayesinde de Akdeniz’de değeri düşecekti. Böylelikle Hindistan ve Akdeniz’de altının değeri, kısa süre içinde çok yakın olacaktı ve sadece Akdenizlilerin altına inanıyor olması, Hintlilerin de inanmaya başlamasına sebep olacaktı. Hintliler için altının bir kullanım değeri yoksa bile, Akdeniz halklarının altın talebi Hintlilerin de altını değerli bulması için yeterli olacaktı.
Sayfa 189·Kitabı okudu
Tarih