Burada özellikle belirtilmesi gereken bir nokta, o anda yaşayanlara çok
düşük ihtimal gibi görünen şeylerin sıkça gerçekleşmesidir. Konstantin
MS 306’da tahta çıktığında, Hıristiyanlık küçük bir gruba özgü bir Doğu
mezhebiydi. Eğer o dönem Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun
resmi dini olacağını söyleseydiniz, herkes size kahkahalarla gülerdi; aynen bugün 2050’de Hare Krişna’nm ABD’nin resmi dini olacağını söylediğinizde gülecekleri gibi. Benzer şekilde, Ekim 1913’te küçük ve radikal bir Rus hizbi olan Bolşeviklerin, dört yıl içinde ülkenin tamamını
ele geçireceklerini aklı başında hiç kimse düşünemezdi. 600 yılında, bir
grup çöl Arabının kısa süre içinde Atlantik Okyanusu’ndan Hindistan’a
kadar tüm topraklan fethedeceğini ileri sürmekse daha da mantık dışıy-dı. Gerçekten de eğer Bizans ordusu ilk saldırıyı püskürtebilseydi, İslam
muhtemelen bir grup duayen dışında kimsenin bilmediği bir mezhep
olarak kalacaktı. Bu durumda akademisyenlerin işi çok kolay olacaktı;
Arabistan’ın uzak ve geri kalmış bir köşesinde doğan bir inancın neden
yayılamadığını kolayca açıklayabileceklerdi.
Tarihin altın kurallarından biri, geriye dönüp bakınca bariz olarak görünen şeyin olay esnasında son derece belirsiz olmasıdır. Bu, günümüzde de aynıdır. Küresel ekonomik krizden çıktık mı, yoksa daha kötüsü mü gelecek? Çin süper bir güç olana
dek büyüyecek mi? ABD hegemonyasını kaybedecek mi? Köktendinciliğin yükselişi geleceği de etkisi altına alacak bir dalga mı, yoksa uzun dönemde etkisini yitirecek geçici bir akım mı? Çevre felaketine doğru mu,
teknolojik bir cennete doğru mu gidiyoruz? Bütün bu durumlar için çok
güçlü argümanlar geliştirilebilir, ancak sonuçtan emin olamayız. Önümüzdeki on yıllarda insanlar geriye dönüp baktıklarında bu soruların
hepsinin cevabının çok açık ve net olduğunu düşünecekler.
Fizik veya ekonominin aksine, tarih
doğru ve tutarlı tahminlerde bulunmak için uygun araç değildir. Geleceği bilmek için değil, ufkumuzu genişletmek, mevcut durumumuzun
ne doğal ne de kaçınılmaz olduğunu anlamak ve sonuç olarak önümüzde
akla hayale gelmeyecek olasılıklar bulunduğunu anlamak için tarih okuyoruz. Örneğin Avrupalıların nasıl olup da Afrikalıları boyundurukları
altına aldıklarını anlamak, bize ırk hiyerarşisinin kesinlikle doğal veya
kaçınılmaz olmadığını ve dünyanın farklı bir şekilde de düzenlenmiş olabileceğini fark etmemizi sağlar