Spekülatif kurgunun sınırlarını zorlayan öyküler, gerçeklikle hayalin iç içe geçtiği bir dünyada bizi bekler. Gizemli lunaparkların kapılarını aralayarak zamanın ötesine geçen kızlar, modanın acımasız yüzünü gösteren hologramlar, ve isimsiz karakterlerin yaşam sinyallerini ölçen gizemli küreler… Bu öyküler, bilinmeyenin çekiciliğiyle okuyucuyu sürüklerken, aynı zamanda bilim ve teknolojinin insan hayatındaki yerini sorgulamamıza olanak tanır. Hatta ikinci sınıf muamelesi gören kadınların sessiz çığlıklarına kulak vermemizi sağlayacaktır. Her satırda, her kelimede bir keşif yatar; ve bu keşifler, bizleri bilinmeyenin karanlık koridorlarında yolculuğa çıkarır. Gelin öykülere yaptığım yorumlarda buluşalım;
Gizemli Lunapark (Melis BÜYÜKPLEVNE); Bir bilimkurgu öyküsü olmayacağını öyküdeki gerçekçi düşsel kurgu öğelerinde anlıyoruz. Öyküde gizemli lunaparka giden bir kızın, o parktaki kadının verdiği bileti cebine koyup korku tüneline girdikten sonra tünel çıkışında insanların gece eğlenip gündüz uyuduğu zamana gittiğini anladı. Öyküde bazı kıstaslarını ayakları sağ yere basmasa da öykünün her satırı merak ve heyecan hatta sürükleyici olduğundan dolayı öyküyü okurken sıkılmadım. Keşke öykünün devamı olsaydı da Eylülün sağ salim eve döndüğünü görseydim.
Modelist (Melisa PARLAK); %100 yerli bilimkurgu-psikolojik gerilim öyküsünde hologram arama, hemşireoid (Arı Duru Türkçe: Bakıcımsı) ve android (kişimsi) teknolojilerinin ön planda olduğu görüyoruz. Modelist denilen işgörücünün betimlemesi göz önünde olmadığı için gözümün önünde canlanmadı o teknoloji harikası. Öyküde önemli olan nokta ise Türk insanın modaya düşkünlüğü ve kendini üstün görme hastalığının hazin sonunu anlatan bir öyküydü.
Çatlak (Ezo Evrim HARSA); Karakterleri isimsiz olduğundan dolayı %100 yerli bilimkurgu