Japon Edebiyatı'nda genellikle Türkiye Türkçesi'ne çevirilen fantastik romanları okudum. Bu kez de Japon dramasını okudum. Kişisel özellikler merkezli dramalar da kimin suçlu olduğunu az çok tahmin ediyoruz. O kadar çok güzel anlatılmış ki kendimi romanın içinde buldum. Şohzo, Lili sayesinde hangi kadın onu sevdiğini anladı da ama korkak bir aşık gibi çekip gitti. İnsanlar hatalarından ders çıkarır.
Alper Kaan Bilir'in çeviri önsözünde bazı noktalar da ona katılmıyorum. (Selahattin Eyyubi bir Türk komutan ve hakandır. Bu asla değişmeyecektir.) İki Adı da Soyadı da Türkçe olduğu halde neden yanlışın peşinde sürüklediğine anlam veremiyorum. Ayrıca da çeviri yapılırken cümleler Türk mantığıyla çevirilmez. Deyimler, Atasözler, Kalıplaşmış Sözler vs Japon kültürüne ait olmalıdır. Onun çevirisi aslında çeviri ile uyarlama arasında bir yerde durduğu için görüntü kirliliğine neden olur. Onun çevirisi olan eserleri okumayı düşünmüyorum.
Her şeyden önce eril Doğu kültürünün aksine, hatun sözünden çık(a)mayan, kendi kararını ver(e)meyen erkek karakterin etrafında gelişen trajikomik olaylar okuru büyülemekle kalmıyor; gülümsetiyor, düşündürüyor, gizli bir pencereden seyretmesini sağlıyor. Ayrıca da Şozo ile babamı karşılaştırdığımda Şozo, başkaların akıllıyla hareket edip en ufak hatadan işin içinde sıyırılıp adamsendecilik göstermeye devam eder. Babam da onun gibi başkaların aklıyla hareket edip en ufak hatasında hatasını inkar edip kendini haklı çıkarmak için karşı tarafa fiziksel ve psikolojik baskı kurar.
Karakterlerin öz eleştirileri, ön yargıları, yaptıkları veya yaşadıklarıyla ilgili farkındalıklar, betiği okumaya değer yapan bunlardı. Bunları okudukça insan öz yaşamında da bu tarz farkedemediği detaylar olup olmadığını sorguluyor. Adamın pasifliği biraz sinir bozucu