Üçüncü sayısı, okuru hem yerli bilimkurgunun hem de düşsel kurgunun farklı uçlarına taşıyan deneysel bir laboratuvar gibi işliyor. Şekil değiştiren “algun"ların Sibirya’nın sessiz karlarına sızdığı, peri kızlarının insan aşkı üzerinden türler arası sınırları yokladığı, kanserle yüzleşen bir soprano üzerinden ölüm–yaşam eşiğinin mitik bir besteye dönüştüğü, yazarın kendi karakterleri tarafından kuşatıldığı ya da tekinsiz bir dizi setinde tekrar tekrar sahnelenen ölüm imgeleriyle yüzleşildiği bu seçkide; travma, adalet, beden, arzu ve delilik temaları farklı üsluplarla ama aynı sorgulayıcı tavırla ele alınıyor. Metinler, zaman zaman tür sınırlarını bulanıklaştırsa da; ortak paydada, okuru yalnızca “anlatılan hikâyeye” değil, hikâye anlatmanın kendisine ve bunun etik, psikolojik, kültürel sonuçlarına bakmaya davet eden tutarlı bir bütünlük sunuyor.
Algun (Selin ARAPKİRLİ); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın ön planda olduğu bilimkurgu öyküsünde; kabulgan yani şekil değiştiren uzaylı ırkı, Dünya'da Sibirya'yı kendilerine mesken olarak seçmişler. Yakut Türkleri, onların ten ve göz renklerinden dolayı onlara Algun adını vermişler. Yakut Türkleri, bu uzaylı ırkına hiç karışmıyorlar çünkü onlardan korkuyor. Yakut Türkleri, Tengrici yada Hristiyan oldukları için "Allah" kavramını kullanmadıklarını biliyoruz. Muhtemelen gelecekte Türk Birliği kurulduğu için Türkiye Türk'ü yüzbaşı, Sibirya'daki karakola sürgün edilmişti. Geri dönme imkanı olmadığı için bu algunlarla uğraşarak kendi sonunu hazırladı. Öyküde psikolojik gerilim havası yerine algunlarla iletişim kurarak onların neden burada olduklarını öğrenebilinirdi.
Dizi Seti (Mehmet Berk YALTIRIK); Osmanlı korku gerilim dışına çıkan ve günümüzde geçen korku gerilim öykülerinden biri olan bu öyküde bir konakta