O anlar ruhumun öyle bir çalışmasını yakalıyordum ki doğaya ve insana nasıl davranacağımı şaşırıyordum.....
Kalbin, değişmeye başlayan insanın istediği değişik kana karşı yorgun ve çarpıntılı karşı koyuşu olmalı bu şaşırma.
Bir şey çoktandır ilk kez kımıldıyor, değişiyor mu, yoksa yeni bir şeyden dolayı, aslında var olan değişmenin yeniden bir kez daha mı farkına varılıyor.
Yüreğine uygun bir acıyla sevinen erkeğin, bilerek ve mümkünse ustalıkla apaçık ortaya koymaktan kaçındığı bir durum.
Sekseni aşkın yaşına rağmen, onda iman, güzel havaların hareketli ve cıvıltılı serçesi gibidir.
Sağ omuzunda, boynuna yakın yerde durur, başlarını ve yanaklarını birbirine yaslamış olarak yaşarlar..
Yüce şeyler iki türlü başlıyor. İlki dış şartlarla, adeta zaruretle, ikincisi içten, sen onu bilmeden..
Birincisi ikinciye kapı açılması için bir fırsat.
Şair şiirin aleti olmalı. Çekici. Birbirine sahiplik ve uyum düzeni içinde çalışmalı ki şiirin zararlı tortuları yeryüzüne gelmesin.
Çünkü onun bünyesinde de insandaki gibi ihtiraslar var biliyorum.
Şair şiirin bu ihtiraslarını arkadaş edinirse, tahtını bırakıp bir sokak kadınının arkasından giden bir kral gibi, halkının başını utanca eğdirir.
İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair?
Şairler olmasaydı, şiir üzerimizden aşar, hayatı besleyemez, seliyle öldürürdü..