Okunur, okunmalı. Neticede Gogol yani. Zihin açıcı, yaratıcı bir tarz. Öykü sevmeyenler bile zevkle okuyacaktır. Ama kitaptaki öykülerden özellikle ‘Portre’ yi mutlaka okumalısınız!
:)) “Daha önce anlayamıyordum. Bir sis perdesi ardında gibiydi her şey. Bu da sanırım insanların beynin kafada olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Kesinlikle doğru değil bu: Rüzgârla Hazar Denizi taraflarından gelir beyin.”
“Evinden tertemiz bayram giysileriyle çıkmış birine yoldan geçen bir arabadan azıcık bir çamur sıçramayagörsün, herkes parmağıyla bayram giysisi çamurlanmış adamı gösterir, ne kadar özensiz, düzensiz olduğundan söz eder; oysa aynı insanlar, leke içindeki gündelik giysileriyle yanı başlarından gelip geçen onlarca kişiyi fark etmez. Çünkü gündelik giysideki leke görülmez...”
“İşte Denna gülümseyince bana da öyle oldu. Ayaklarımın altında dağılmak üzere olan kırılgan bir buz tabakasında duruyormuş gibi hissettiğimi kastetmiyorum. Hayır. Buzun ta kendisi gibiydim. Çatırdıyor, Denna’nın bana dokunduğu yerden etrafa çatlaklar yayıyordum. Yerimde kalmamın tek sebebi, beni oluşturan bin parçanın birbirine bağlı olmasıydı. En ufak bir hareketimde darmadağın olacağımdan korkuyordum.”