Şöyle düşünün; Yahya Kemal’in omzunda minicik bir zaman yolcususunuz.
O anlatıyor siz dinliyorsunuz, o dinliyor siz duyuyorsunuz, o hissediyor siz anlıyorsunuz.
Kâh kulağından beynine, kâh kalbinden diline gezip duruyorsunuz.
Sevdiklerini, gönlüne soğuk gelenleri, fikir kardeşlerini ve karşısında duranları,
bunlarla neler paylaştığını,
dönemin fikir karmaşasında nasıl kendince doğru insanlar seçtiğini,
dost seçiminde ideolojiye değil duruşa nasıl önem verdiğini (ki bunu Tevfik Fikret’le sohbetleri sırasında gelen Süleyman Nazif’le selamlaşmasından ve suratı düşen Fikret’e cevabından net bir şekilde anlıyoruz),
sert tepkilerin, hırsla kalkmaların, şedid davranışların adamı olmadığını ve böylelerinden uzak durmaya çalıştığını gözlemleyebileceksiniz.
Denizlerden
esen bu ince hava saçlarınla eğlensin
Bilsen
melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
|AhmetHaşim
"Neden birine azıcık saygı duysanız o kişi önce kendi saygınlığını baltalamakla işe başlar.
Neden birine umut deseniz, gelip ilk önce sizin kalbinizde çırpınan serçeyi vurur.
Neden ırmaklar çöle değil de denize akar.
Neden yıldırımlar gelip de uysal ağaçları bulur. Neden!"
|AyşegülGenç