Ama en çok kararsızlığım, nasıl yapılacağını bilseydim bile ne yapmam gerektiğini bilmemek dehşete düşürüyor beni. Sürekli dehşete düşmek beni dehşete düşürüyor. 
Birlikte bu kadar mutlu olduğumuz sürece, ortada bir ihanet olmasının ne önemi vardı, ne önemi olabilirdi? Ne fark eder, ne zararı olabilir? diye sormuştu. Kim olduğunu bana niye söylesindi? Adından bana neydi? Öyle ki, olanları gereksiz yere itiraf etmesinden çok, bunu bir itiraf olarak görmemesi, bir sorun gibi algılamaması sersemletmişti beni.
Şu anda ne dediğimi, ne demek istediğimi tam bilemiyorum ama, bana öyle geliyor ki, o benim kutsal olana, ötekiyle, yani belki ölümle ya da doğayla, zihnim ya da zihnimin bir parçası olan bu ısrarlı ses ebediyen susturulmadıkça açıkça ortaya çıkması mümkün olmayacak sonu gelmez hayat denkleminin bir kısmıyla uzun pazarlığımdaki indirgenemez öğeye ulaşmamı sağlayabilirdi, belki de hâlâ sağlayabilir.
Aynı şeyi bir daha asla yapamayacağım, diyorum kendi kendime şimdi, tur otobüsünde. Böyle körü körüne bir baştan çıkarma, evinin kapısından dışarı adım atarcasına neşeyle karanlığa bir dalış, bir daha asla gerçekleşmeyecek.