Wabi-sabi çevremizdeki dünyanın kısa, değişken ve kusurlu doğasının güzelliğini gösteren bir Japon terimidir. Güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde aramalıyız.
Bu yüzden Japonlar kusurlu ya da kırık bir çay fincanına büyük değer verir. Kusurlu, eksik ve kısa ömürlü şeyler gerçekten güzel olabilir, çünkü gerçek dünyaya benzeyen sadece onlardır.
Zen Budizmi'nde meditasyon arzularımızın ve duygularımızın farkına varma yoludur ve dolayısıyla kendimizi onlardan özgür kılmaktır. Sadece zihni düşüncelerden arındırma meselesi değil, düşüncelerimizi ve duygularımızı onlara kapılmadan oldukları gibi gözlemleme meselesidir. Bu şekilde zihnimizi öfke, kıskançlık ya da gücenmeye kapılmaması için eğitiriz.
Günlük konuşma dili 'evrim', 'gelişme, ilerleme' gibi bir sürü sözcükle dolu olmasına rağmen, her şey yine olduğu gibi kalır. Gelişim imkansızdır" derken Dreamer'in sesinde sert bir ton hakimdi. "Gelişebileceğine ve ilerleyebileceğine inanmak geçmişteki insanlığın boş inanışlarından biridir. Bu bağnaz ve kör bir inanıştır."
Binlerce yıldır hiçbir şey olmadı. Yoksulluktan suçluluğa, karşıtlıklara ve savaşlara kadar yeryüzündeki problemler, Taş Devri'nde ne ise Dijital Çağ'da da hep aynı kaldı.
"Gelişmek, her şeyin olduğu gibi kalmasını isteyenlerin, eskimiş, canlılığını yitirmiş bir düşünme biçiminin bağımlısı olanların parolasıdır.
"Senin hastalığın böbrek taşları değildi, bağımlı olmaktı. Böbrek taşları, hastalığın asıl oluşma nedenine ulaşmak, iyileşmenin yolunu bulmak için sadece bir belirti, bir işaretti."