Hayatımızda olan bazı insanlar bizi kurtarırdı. Bu hem büyük hem de küçük şekillerde olabilirdi. Kurtarılmak, bazen karanlık ve penceresiz bir odadan ya da yanan bir binadan çıkarılmak an lamına gelirdi. Fakat çoğunlukla bu, kendinizden kurtulmanız ve sonunda birinin sizi sevmesine izin vermeniz anlamına gelirdi.
Bunun büyük bir yalan olmadığına inanabilmek anlamına gelirdi.
Kız. hayal ettiği gibi değildi. Adam, küçüklüğünden beri onun nasıl biri olacağını gözünde canlandırdığını tabii ki de itiraf etmeyecekti fakat yüreğinin derinlerinde, zihninin gerilerinde hep bir umut beslemişti.
Kız. hayal ettiği gibi değildi. Mümkün olan her şekilde, hayallerinin bile ötesiydi.
Onu seviyordum.
Onunla ilgili her şeyi seviyordum.
Yüz ifadesinin söylediği şarkı sözleriyle birlikte değişmesi ni, her şarkıda tüm duygulan hissetmesini seviyordum. Benden utandığında başını eğip dudaklarını sımsıkı birbirine bastırma sını seviyordum. Şu an bile utangaç olmasını seviyordum, aynı zamanda hiç utanmamasını da seviyordum. Kapalı kapılar ardın da sadece ikimiz olduğumuzda arsız ve cesurdu. Açık sözlü ve özgündü. Kendi hayatından kesitler paylaşmayı seviyor, benim hayatıma dair sorular soruyordu. Sohbeti devam ettirmek için de ğil, gerçekten bilmek istediği için soruyordu.
Beni gördüğünde dudaklarında beliren gülümsemeyi seviyor dum. Geldiğimi bilmesine rağmen sanki ona sürpriz yapmışım gibi her seferinde aynı büyük, parlak gülümsemeyle bana bakı yordu
“Oyunun kuralı bu.” Omuz silktim. “Babalarımız defalarca söylemişti, bir adamın hatası...”
“Başka bir adamın kazancıdır.” Birden kaşlarım çattı, gözle rini benimkilere dikti.
Yataktaki Barrons büyük bir soğukkanlılıkla ekliyor(Şimdi başından beri onun gerçek Barrons olduğunu biliyorum)
"Her hangi bir gerçeklik ya da evrende ,benim Mackayla lane'e sadık olmayan bir versiyonumu yaratabileceğine inandın mı gerçekten?"