Etrafını saran her şey Işıltılar içinde titreşir, sarsılır ,sallanır -ve sen hiç hareket etmeden, kıpırdamadan sanki seni sıkıştıran kaskatı donmuş bir eterin içinde yüzüyor gibisindir , öyle ki ruhun cansız bedenine hükmünü geçirmeye boş yere çabalar . Tonlarca yükün ağırlığı altında göğsün giderek daha da sıkışır- her nefes alışında o daracık yeri dolduran havayı biraz daha tüketirsin -damarların Şişer , feci bir korkuyla içini sızlatan bu ölüm kalım savaşında sinir uçların kanayarak seğirmeye başlar.
Anselmus’un en büyük zevki,tek başına çayırlarda ve ormanlarda dolaşmak ve acınası yaşantısıyla bağını koparmışçasına ruhunun derinliklerinden yükselen çeşitli görüntülere bakmak , aynı zamanda kendini de yeniden bulabilmekti.
Hayatın boyunca alışkanlık haline gelmiş günlük uğraşlarının sende katlanılmaz bir bıkkınlık yarattığı,senin için önemli ve değerli olan tüm duygu ve düşüncelerin sana anlamsız ve boş geldiği saatler, hatta günler ve haftalar geçirdiğin olmadı mı hiç?Ne yapacağını bilemediğin böyle zamanlarda, günün birinde bir yerlerde tüm dünyavi zevklerden daha üstün yüce bir arzunun gerçekleşeceğine dair belirsiz bir hisle yüreğinin kabardı ve ruhunun tıpkı katı kurallarla yetiştirilmiş ürkek bir çocuk gibi bunu dile getirmeye cesaret edemediği olmamış mıdır ? bilinmeyen bir şeye duyduğun bu özlem, gittiğin,bulunduğun her yerde peşini bırakmayan buğulu bir rüya gibi keskin bakışların karşısında eriyip giden saydam görüntüler halinde her yanını sarmışken, etrafındaki her şeye karşı suskun kaldığın hiç olmadı mı?