Duyduğu aşk, keskin bir acıya dönüştü, bu acı karşısında bir zamanlar onu görmekten mutlu olan çiçekler soludukları zehirli dumanların etkisiyle solarak öldüler.
Zaman akıp giderken hayatın anlamını belirleyen şey ona neyi ne kadar nakşettiğimizdir. Her acı, her Sevinç, her haz ya da her keder hayata nakış gibi işlenmiyor; Eğreti duruyor bazısı, veya üstümüzden geçip giden kuş misali değmiyor, dokunmuyor bize. Dokunanlarsa yakıyor, yıkıyor ,yapıyor ,bozuyor, kılcal damarlarımızdan kalbe sızıyor, sonra tüm vücudumuza yayılıyor. Karman çorman bir nakışa dönüşüyor tenimizin altında,üstünde. Tenimizin altındakidir bir yüzümüz,üstündekiyse aynaya yansıyan kibrimiz.
Hakikatin tam olarak nerede,ne zaman Yitirildiğini,neyin sahte neyin gerçek olduğunu anlamaya çalışıyor musun? o halde bunun artık imkansız olduğunu da fark etmissindir. Sahte bir geçmişle hakiki bir gelecek kurmak mümkün değil. Dünya ayaklarının altından kayıp gitmiş bir defa, istesen de dengede duramıyorsun. Dengesiz yaşamaktansa gitmek daha kolay, külfetsiz ve hızlı.