Fatih şıvkın

Platon Devlet'in V. Kitabında ele aldığı idealar Kuramı vesile­ siyle bu ikinci konuya, yani idealar varsayımının kendisini temellendi­ recek, onun teminatını sağlayacak şeye geri dönmektedir. Sözünü etti­ ğimiz pasajda vermiş olduğu Bölünen Çizgi benzetmesiyle önce dün­ yayı ikiye ayırmaktadır. Bunlar a) görünen şeyler dünyası veya duyu- sal dünya ile b) akılsal şeyler dünyası veya idealar dünyasıdır. Bu vesi­ leyle bu akılsal şeyler dünyasını da ı) matematiksel akıl yürütme (di­ anoia) dünyası ve ıı) diyalektik akıl yürütme dünyası veya saf akıl dün­ yası (noesis) olmak üzere yine ikiye ayırmaktadır. Ona göre matematiksel akıl yürütme dünyasında zihin, görü­ nen şeyler dünyasının (kopyaların) asıllarını (İdeaları) hareket noktası olarak alır ve onları IJ arsayımlar olarak kullanarak onlardan sonuçla­ rına gider. Saf akıl dünyasında ise zihin "bir varsayımdan sonuçlara değil, kendisi hiçbir varsayım içermeyen ilke"ye yükselir. Birinci dün­ ya, yani matematiksel akıl yürütme dünyasında benimsenen yöntem, geometri, aritmetik ve onlara benzer bilimlerle uğraşan insanların kul­ landıkları yöntemdir. Bu bilimlerle uğraşanlar tek, çift, üçgen, dörtgen, açı gibi şeyleri llarsayarlar. Bunları bilinen şeyler olarak alırlar, onlar­ dan ne kendilerine ne başkalarına hesap vermeyi gerekli görmezler. Sonra bu varsayımlardan kalkarak basamak basamak yükselir ve eriş­ mek istedikleri bir sonuca varırlar. Saf akıl (noesis) dünyasında ise akıl, varsayımları ilkeler olarak almaz, onları kelimenin gerçek anla­ mında IJ arsayımlar, yani kendisi "hiçbir varsayım içermeyen ve var olan her şeyin ilkesi" olan bir şeye yükselmede hareket noktaları ve adımlarolarak alır. O bu ilkeyi kavradı mı, ondan çıkan bütün son�ç­ ları göz önüne alarak tekrar aşağı inebilir. Tüm bu süreçte duyusal olan
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Platon veya bir kavram olarak Platonculuk bir idealizmdir, ya­ ni idea, düşünce cinsinden olanın varlığının tasdikidir; maddenin, maddi olanın varlığının ise elden geldiğince inkarıdır. Platon veya Pla­ tonculuk, maddi, fiziksel olanın yanında maddi olma yanın, tinsel, ma­ nevi olanın varlığını savunmakta yerinmez veya maddi olana, yani gö­ zümüzle gördüğümüz, elimizle tuttuğumuz, kısaca duyutarımızla algı­ ladığımız şeylere oranla madde cinsinden olmayanın, manevi olanın, gayrı-maddi olanın varlık bakımından önediğini veya üstünlüğünü tasdik etmekle kalmaz; daha ileri giderek var olanın, gerçekten var olanın, tek kelime ile gerçeğin salt madde-dışı, tinsel olduğunu söyler. Böylece felsefe tarihi boyunca karşılaşacağımız, her biri kendi tarzın­ da az veya çok bu görüşü paylaşan ve idealist diye adlandırılacak olan bütün varlık felsefelerinin, varlık kuramlarının öncüsü olur Platon maddi olanın varlığını reddettiği veya onu en fazla göl­ gemsİ bir varlığa indirgediği için varlık hakkında esas bilgi edinme ara­ cımız olan duyu organlarımızın ve duyularımızın bilgi bakımından önemini ve değerini reddeder. Eğer var olan, gerçekten var olan mad­ di, fiziksel nitelikte bir şey değilse, yani duyusal değilse onun duyu or­ ganlarıyla, duyularla, duyusal algı ile kavranması söz konusu olamaz. O halde duyu, duyum veya duyusal algı, bilgi değildir. Eğer varlık ve­ ya gerçek özü itibariyle gayrı-maddi ise insanda bu tinsel, madde-dışı, manevi varlığı kavramak için duyu organlarından farklı bir yeti, ken­ disi de tinsel, madde-dışı nitelikte olan bir güç, bir meleke olmalıdır ve Platon'a göre böyle bir yeti veya meleke fiilen vardır. O, ruhtur veya ruhun en yüksek seviyesi olan akıldır, zihindir. Böylece felsefe tarihin­ de bilgi kuramı alanında ilk kez son derecede açık ve bilinçli
Düşünce
Peki bu bilgi ölçülü olmayı gerektirmez mi? Ölçülü olan, çeşitli organlarının veya yetilerinin birbirlerinin hak­ kına tecavüz etmesine karşı direnen, tutkularına, arzularına gem vur­ masını bilen insan bu özelliği ile aynı zamanda cesur bir insan değil midir? Sonuç olarak Sokrates'e göre adaletle dindarlık, ölçülülükle bil­ gelik, bilgi ile cesaret bir ve aynı şeydirler.
Düşünce
Eğer Pla­ ton'un Phaidon'da Sokrates'e izafe ettiği bu erekbilimci açıklama mo­ deli ve Sokrates'in evrenin açıklama ilkesi olarak İyi'yi kabul etmesi tarihsel bir gerçekse, daha önce işaret ettiğimiz gibi Sokrates'in bu çok önemli konuda Platon'un hacası olması gerekmektedir. Protagoras "her şeyin ölçüsünün insan olduğu"nu söylemişti. Platon buna şiddetle karşı çıkarak ilerde "her şeyin ölçüsünün Tanrı olduğu"nu söyleyecektir. Ancak bu Tanrı nedir, nasıl bir Tanrı'dır? Platon bazen Timaios adlı diyalogunda karşıtaşıldığı gibi bu Tanrı'yı özü itibariyle evrene şekil, düzen veren bir yapıcı (Demiorgos) olarak tasarlamaktadır. Ancak Varlık, Gerçeklik ve Hakikat'le aynı şey olan İyi ideasının Platon'un idealar Kuramı'nda ve daha genel olarak bü­ tün sisteminde oynadığı rolü göz önüne alırsak; Platon'un Tanrı'yı dü­ zen verici bir Yapıcı'dan, Sanatkar'dan çok daha soyut ve metafizik bir yönde, İyi ideasına özdeş kılmak yönünde tasariamasının mümkün, hatta zorunlu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun bizim görüşümüz olduğunu, Platon'un kendisinin bu özdeşleştirmeyi fiilen yapmadığını , Tanrı'nın iyiliğinden ileri gelmektedir. Ancak Sokrates'in Tanrı anlayışında ilginç olan nokta onun bu Tanrı'yı, dikkatli bir insanın gö­ zünden kaçmayacağı üzere özü itibariyle bir insan gibi, insan aklı gibi iş gören bir varlık olarak tasarlamasıdır. Bu Tanrı şeylere düzen ver­ mekte, Dünya'yı yuvarlak olarak yaratmakta, onu evrenin merkezine koymakta, Ay'ın, Güneş'in, yıldızların hareketlerini, hareket doğrultu­ larını düzenier n ekte ve bütün bunları onlar için iyinin veya en iyinin, en mükemmelin ortaya çıkacağı bir biçimde yapmaktadır Başka deyiş­ le Sokrates'in Tanrı'sı, karşımıza insan aklının ve idrakinin üstünde olan bilinemez bir varlık olarak çıkmamaktadır. Tersine o bir insan gi­
Düşünce
ÜZERiNDE DÜŞÜNÜLMEYEN BiR HAYAT, YAŞANMAYA DEGMEZ." Sokrates, Sokrates'in Savunmast, 38 a.
Düşünce